Halepli Atiye Ali, "Yuvam dağıldı. Çocuklarım sürekli annelerini soruyor. 'Anneniz cennete gitti' dediğim evlatlarım, 'Baba bizi cennete, annemizin yanına götür' diyorlar." dedi.
Bu kıssa, ecel hükmünün ve fânîlik hakikatinin de misâlidir. Bize sermaye olarak verilen ömürler, rüzgâr gibi hızla geçmekte, Hak ile mülâkî olunacak an gelivermektedir.
İnsanın sıkıntılardan, bunaltılardan dolayı ölümü istemesi günah mıdır? Konu ile ilgili hadisler...
Hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvî bir hakîkattir. İnsanların idraklerinde zuhûr eden “Hayat nedir?” suâline, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katılığı cevap olarak yükselecekse, böyle bir hayattan daha acı ne olabilir?
İnsanın iki büyük düşmanı olan nefs-i emmâre ve şeytan -aleyhillâ‘ne-, insanı kulluk vazifelerinden uzaklaştırmak ve ona mesʼûliyetlerini ihmâl ettirmek için, binbir hile ve desise ile sayısız bahaneler üretir. Böylece aklı, kalbi, idrâki, izʼânı ve vicdânı âdeta uyuşturur. Bu şuursuzluk ve sarhoşluk hâli içinde, insanı kolayca azâba sürükler.
Kelime olarak “güzel son” anlamına gelen “hüsn-i hâtime”, ıstılah mânâsıyla, son nefeste rûhunu Allâh’a îman etmiş bir kul olarak teslim etmek demektir. Peygamberimiz (s.a.v.) hüsn-i hâtimenin nasıl olacağını “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz!..” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663 hadisiyle anlatıyor.
Ölüm, yoklukla varlığın sınırı… Uçurumdan aşağı düşerken, sanki her şey biterken, karanlık bir boşluğa durmaksızın yuvarlanırken en büyük varlıkla buluşmak… Ayakların yumuşacık çimenlere dokunması, aydınlıktan gözlerin kamaşması… Ölüm daha güzel nasıl anlatılabilir ki?
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi unutulmaması gereken 2 şeyi anlatıyor....
"Kim, Allah yolunda öldürülürse o şehîddir. Kim Allah yolunda ölürse o şehîddir. Kim taun hastalığından ölürse o şehîddir. Kim karın hastalığından ölürse o şehîddir. Kim suda boğulursa o şehîddir."
Ölüyü kabre koyunca okunacak duâ...