Sevabı, ölmüş bir yakın akrabaya bağışlanmak üzere kurban kesilebilir mi?
Ülkelerinde ölüm korkusuyla güne başlayan Gazzeli ve Suriyeli çocuklar, bomba seslerinden uzak Türkiye'de el ele vererek barış için birlikte yürümeye yemin etti.
Güney Afrika, savaşmak için İsrail ordusuna katılan vatandaşlara yönelik soruşturma açacağını duyurdu. Açılan soruşturma doğrultusunda, İsrail için savaşan bir kişi hakkında dava açıldı
Son nefes; buğusuz, berrak bir ayna gibidir. İnsan kendisini en doğru şekilde son nefesinde tanır. O anda güzellikleri ve çirkinlikleriyle bütün bir ömrü, kalp gözünün önünde sergilenir. O an, gözlere ve kulaklara hiçbir itiraz ve gaflet perdesi de inemez. Bilâkis bütün perdeler kalkar ve her türlü îtiraf; aklı ve vicdanı derin bir pişmanlık iklimine sokar. Bu sebeple insanoğlu için ölüm ânından daha ibretli bir manzara yoktur.
Nefs; içimizdeki bütün kötü isteklerdir, süflî arzulara duyulan meyildir. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran bütün şeytânî hisler, nefsten ibârettir. Dünya, yaratıldığı günden beri kulların kulluk değerinin tespit edildiği bir imtihan dershânesidir. Bu sebeple insanoğlu hem kötülüklerle donatılmıştır hem de iyiliklerle… Yine bu sebepledir ki nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye, yâni tasavvufî eğitim şarttır.
Eski İngiltere Başbakanı ve Ortadoğu Dörtlüsü Temsilcisi Blair'in Müslüman baldızı Booth, Müslüman olmasında Filistin ve Gazze'ye yaptığı seyahatler ile Filistinlilerin cesaretinin büyük etkisi olduğunu söyledi.
Yaşadığımız kâinat, fiilî bir Kur’ân ve esmâ-i ilâhiyyenin tecellîleri ile müzeyyen bir sanat hârikasıdır. Cenâb-ı Hak, kullarının rûhen zarifleşip hassasiyet kazanarak ilâhî azamet tecellîleri ve kudret akışlarını gönül gözüyle seyredebilmesini ve bunun neticesinde kendisi ile bir dostluk kurulmasını arzu etmektedir. Bu vesile ile Kur’ân-ı Kerîm’de çok çeşitli ve hayran bırakıcı muhtelif üsluplar kullanmıştır. Bu üsluplardan biri de bazı varlıklar üzerine edilen yeminlerdir. Öyleyse Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de niçin bazı varlıklar üzerine yemin etmektedir?
Yaşanan hastalıklar, beklenmeyen sürprizler, meydana gelen felâketler, nice hayâtî tehlikeler; ölümle insan arasında ne ince bir perde olduğunu göstermeye kâfî değil midir? Bu kadar îkaz ve alâmetlere rağmen ömür takviminden yaprakların birer ikişer düşüşünü ekseriyetle binbir gaflet ve his donukluğu içinde seyretmek ne acı!.. Tıpkı üzerinden akıp giden yağmur damlalarından nasip almayan kayalar gibi…