İbadet ve tâatte ölçülü olmak sünettir. Peygamber Efendimiz aşağıdaki hadis-i şeriflerinde bunu karşılaştığı bir örnek üzerinden anlatıyor.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri bir mektubunda şöyle yazmıştır: "Fazîlet, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şerefli sünnetine uymaya; meziyet de O’nun getirdiği şerîati yaşamaya bağlıdır. Meselâ, sünnete ittibâ niyetiyle öğle uykusuna yatmak, sünnete muhâlif (bir şekilde îfâ edilen) pek çok nâfile ibadetten daha fazîletlidir…"
Sâlih mü’minler, farzlara ilâveten yolculuğa çıkarken, korku anlarında, bir hâcetleri oldukları vakit, gece vakitlerinde ve sair zamanlarda Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in sünnet-i seniyyesine riâyeten namaz kılarlar.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri ibadetlere çok ehemmiyet verdiği gibi, talebelerine de çok ibadet etmelerini tavsiye ederdi.
Şâh-ı Nakşibend Hazretleri ibadetlerin mânevî tekâmül yolundaki ehemmiyetini anlatıyor.
Her hastalıkta olduğu gibi manevî hastalıklarda da erken teşhis önemlidir. Hastalık derinleşip bütün benliği sardıktan sonra hayata geri dönüş kolay olmayacaktır. Bu itibarla yıllık, haftalık ve hatta günlük bir muhasebe ile hâli ölçmek, kulluk kıvamının sıhhati için son derece önemlidir.
Hadîs-i şerîflerde üzerinde genişçe durulan konulardan biri, aile fertlerine verilen sadakanın son derece makbûl olduğudur. Sadaka nâfile bir ibadet olduğu için, bir mü’min onu, kendilerine bakmak zorunda olduğu kimselere, meselâ babasına, dedesine, oğluna, kızına, hatta torununa verebilir.
Samimî ve hakîkî bir âşık, sevdiği uğrunda canını bile verse, yine de bir fedakârlık yapabildiği hissi taşımaz. Sanki borcunu ödüyormuş gibi rahatlıkla bütün varlığını cömertçe harcar. Gerçek bir müʼminin Allah için yapacağı hizmet, gayret ve fedakârlıkları da böyledir.