Sünnet Namazların Önemi

Sâlih mü’minler, farzlara ilâveten yolculuğa çıkarken, korku anlarında, bir hâcetleri oldukları vakit, gece vakitlerinde ve sair zamanlarda Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in sünnet-i seniyyesine riâyeten namaz kılarlar.

 Cenâb-ı Hakk bir hadîs-i kudsîsinde şöyle buyurur:

“Kim benim velî kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp îlân ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri edâ etmesidir. (Bununla birlikte) kulum, bana nâfile ibâdetlerle yaklaşmaya devam eder, neticede muhabbetime nâil olur. Onu bir sevdim mi, artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himâyeme alır, korurum. Ben, yapacağım bir şeyde, mü’min kulumun rûhunu kabzetmekteki tereddüdüm kadar hiç tereddüde düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem…” (Buhârî, Rikâk, 38)

Bu itibarla sâlih mü’minler, farzlara ilâveten yolculuğa çıkarken, korku anlarında, bir hâcetleri oldukları vakit, gece vakitlerinde ve sair zamanlarda Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in sünnet-i seniyyesine riâyeten namaz kılarlar. Onlar: “… Sîmâ ve alâmetlerinde, yüzlerinde secde eseri zâhirdir …” (el-Feth, 29) âyetiyle tavsîf edilenler zümresindendir.

Namaz, onlar için doyulmaz bir heyecandır. Nitekim nâfileler, bu doyumsuz hâlin devâmı içindir. Bilhassa Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, hiçbir günâhı olmadığı hâlde geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılar, yorgun düşünceye kadar saatlerce Kur’ân okurlardı. Dolayısıyla ne farz namazlar nâfileye, ne de nâfileler farz namazlara bir mânî teşkil eder. Aksine nâfileler, farzları takviye vazîfesi görür. Mühim olan, hepsini yerli yerince edâya gayrettir.

SÜNNET NAMAZLARIN EHEMMİYETİ

Hadîs-i şerîfte buyurulur:

“Kulun kıyâmet gününde ilk hesâba çekileceği amel namazdır. Eğer namazı güzel ve düzgünse, şüphesiz o kul kurtulmuş ve muvaffak olmuştur. Eğer namaz işe yaramaz ve bozuksa, o kişi kaybetmiş ve hüsrâna uğramıştır. Farz namazda bir eksiklik görülürse, Allâh Teâlâ: «Bakın, kulumun nâfile ibâdetlerinden farzdaki eksiğini dolduracak bir şey var mı?» buyuracaktır. Sâir amellerin durumu da böyle olacaktır.” (Tirmizî, Salât, 188)

O hâlde: “Farzlar kâfîdir. Onları doğru dürüst yapalım yeter!” denmesi, büyük bir gaflet olur.

Zîrâ farzları tam ve kusursuz îfâ edebilmek ve onların hepsini Allâh indinde makbûl olacak şekilde lâyıkıyla yerine getirebilmek mümkün değildir! Ne kadar ihtimam göstersek de elbette zaman zaman kusurlarımız, eksikliklerimiz ve makbûliyetten uzaklaştıklarımız vardır. Dolayısıyla bu eksikliği tamamlamak için nâfilelerden başka çâre yoktur. Çünkü kılınan bir farzın tekrar kılınması olmayacağı için farzlardaki eksiklikler mutlaka nâfilelerle tamamlanmaya ihtiyaç arzetmektedir. Ancak bu, farzları bırakıp nâfilelerle uğraşmak şeklinde anlaşılmamalıdır.

İfâde etmelidir ki, ne sırf farzlarla uğraşıp nâfileleri ihmâl etmek, ne de nâfilelerle uğraşıp farzları ihmâl etmek doğrudur. Doğru olan, farzları edânın yanında nâfileleri de mümkün mertebe huzûr içinde edâya gayret etmektir. Rasûlullâh ve ashâbının hayatındaki tatbîkat, bu hususta yegâne istikâmet çizgisidir. Diğer taraftan kazâları bulunan kimselerin sırf kazâ kılıp nâfileleri terketmesi de doğru değildir. Zîrâ kazâlar, kerâhat vakitleri hariç günün her vaktinde edâ edilir. Oysa teheccüd namazı, işrâk, kuşluk, evvâbîn gibi birkısım nâfile namazlar vakitlere bağlı olduğundan onları edâda basîretli davranmalıdır.

Rabî’a bin Kâ’b el-Eslemî -radıyallâhü anh- buyurur:

Gece Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ile kalırdım. O’nun abdest suyunu getirir, ihtiyaçlarını görürdüm. (Birgün) bana: “–İste (ne istersen)!” buyurdu. Ben de: “–Cennette seninle beraber olmak isterim.” dedim.

“–Bundan başka ne istersin?” buyurdu. “–Sadece onu isterim.” (deyince):

“–Öyleyse kendin için çok namaz kılmakla bana yardımcı ol!” buyurdu. (Müslim, Salât, 226)

Bir başka hadîs-i şerîfte buyurulur:

“Kul, gizli secdelerinden daha üstün hiçbir şey ile Allâh’a yaklaşamaz. Yâni kendisini Allâh’a en çok yaklaştıran, evinde kıldığı nâfile namazlardır.” (İbn-i Mübârek)

5 ŞEYİ BULMANIN 5 YOLU

Şakîk-i Belhî buyurur:

Beş şeyi aradık, beş yerde bulduk:

1. Rızkın bereketini kuşluk namazında,

2. Kabrin ışığını teheccüd namazında,

3. Münker-nekir suâllerinin cevabını Kur’ân-ı Kerîm okumakta,

4. Sırat köprüsünü kolayca geçmeyi oruç ve sadakada,

5. Arşın gölgesini, yalnızlık içinde Allâh -celle celâlühû-’yu zikretmekte (halvet).

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, İslam İman İbadet

BEŞ VAKİT NAMAZ NASIL KILINIR? (TÜM NAMAZLAR) - SÜNNET NAMAZLARI

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.