Sahâbedeki gönül terbiyesi, nasıl bir eğitim sisteminin eseridir? Bu terbiyeyi, bugün hangi pedagog, hangi psikolog verebilir?
Örnek ihtiyacı, her yaşın ve her seviyenin bir tekâmül ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın karşılanabileceği yaşayan örneklere sahip olmak ne büyük bir sermayedir. Böyle bir sermayeye sahip olamayanlar, hiç olmazsa yaşanmış örneklerden beslenmeyi de ihmâl etmemelidirler.
Kâmil mü’minler, kusur işleyen bir mü’mine karşı -o kusur kendilerine karşı işlenmiş olsa dahî- bir doktorun hastasına muâmelesi gibi bir tavır sergilerler. Hiçbir doktor hastasına, yakalandığı hastalıkta şahsî bir kusuru olsa bile kızmaz. Kendisini hastasına şifâ sunmakla mükellef bilir. Bu ahlâk ile yaşayan Hak dostları da, günaha olan nefreti, günahkâra taşırmazlar. Onları yaralı bir kuş gibi kabul ederek gönül sarayında irşad ve ıslah gayreti içinde olurlar.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- okuma-yazmanın yaygınlaşması için gayret etti, bunun için her fırsatı değerlendirdi.
İnsanoğluna yapılabilecek hizmetlerin en kıymetlisi, onun ebedî saâdet ve selâmetini temin edecek olan hizmetlerdir. Bunların en yücesi olan îlâ-yı kelimetullâh,[1] mü’minlere emânet edilmiş azametli bir dâvâ ve kudsî bir vazifedir. Zira hidâyete muhtaç bir insanı, ilâhî hakîkatlerle tanıştırıp onun îmanla şereflenmesine vesîle olmak, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in nazarında, en kıymetli dünyâ metâlarına sahip olmaktan ve hattâ üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıydı.