Mevlânâ Mesnevî'de “Sadece kendi diline ve gönlüne âşinâ olanlar, onun dilini konuşan ve meramını anlayanlardan uzak düşerse; yüzlerce dil, yüzlerce nağme bilse, yine dilsiz olur, susar.” (c.1, 28) diyor. Bu mısra ile Mevlânâ bize ne anlatıyor?
İnsanlığın hidâyet ve ıslâhı, akıl ve mantıktan ziyâde, kalbe ve vicdâna hitâb eden, gönlünü bir rahmet dergâhı hâline getirmiş ârif zâtların, hâl ve kāl ile yaptıkları irşadları bereketiyle gerçekleşmiştir.
Yüzakı Dergisinin 137. sayısı çıktı.
Tasavvufî üslûp; günâha olan nefreti günahkâra taşırmamayı ve günahkâra öfkelenmek yerine acımayı gerektirir. Îman nîmetinden mahrumlara veya nefsânî zaaflara kapılmış olanlara, yılanların soğuk ve zehir saçan diliyle değil, rahmet lisânıyla yaklaşarak evvelâ gönüllerini fethetmek îcâb eder.
Îmânın en büyük meyvesi merhamet, onun neticesi ise “hizmet”tir. Merhamet etmek/acıyabilmek, Allâh’ın büyük bir lûtfudur. Zira yalnızca acıyabilen insan için, kalp, iz’ân ve vicdandan söz edilebilir.
Bugün Müslümanların bir kısmı, ağır zulüm ve haksızlıklara karşı çetin bir mücâdele içerisinde bulunuyor. Aslında bu hâl, bir doğum sancısıdır. Bir uyanışın, şuurlanmanın göstergesidir. Dönüp dolaşıp -inşâallah- hayra medâr olacaktır. Bu anlamda Müslümanları güzelleştirecek 7 şeyi şöyle sıralayabiliriz.
İnsanda rûhâniyet ve nefsâniyet, bir terâzinin iki kefesine benzer. Biri hafiflediğinde diğeri ağırlık kazanır. Dolayısıyla gönüller, fânî hazlardan uzaklaşmadıkça bâkî lezzetlere kavuşulamaz. Tıpkı çocukların sütten kesilmedikçe yüksek gıdâlara ve hayâtî lezzetlere eremedikleri gibi.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizi tanımakla ilgili hadis-i şeriflerden ve Rasûlâllah Efendimiz'in bu husustaki ikâzından bahsediyor.
Altınoluk Dergisi, Şubat 2016 sayısıyla birlikte 30’uncu yılını doldurdu. 360 aydır okuyucularıyla birlikteliği devam eden derginin bu ayki kapak konusu "Marifetullah Neden Gerekli?" başlığını taşıyor.
Mârifet âlemi (tasavvuf) çok değişikdir. Kimi insan mârifet âlemi dendiği zaman bir köy kadar bilir. Bazısı bir kasaba kadar büyük bilir. Bazıları da bir koca ülke kadar gözünde büyütür. Bazıları da dünyayı ve âhireti tahayyül eder. Mârifet âlemini o kadar büyültür. Amma işin aslı öyle değildir... Ancak nasibi olan, tadan bilir...