Dr. Adem Ergül, "Mevlânâ ve sözdeki sır" adlı konuyu anlatıyor...
Âhiretin unutulduğu, dünyanın nefsânî ihtiraslarla kirlendiği, israfın arttığı ve tüketim çılgınlığının had safhada olduğu günümüzde, Allâhʼın lûtfettiği nîmet ve imkânların mesʼûliyetini ve uhrevî hesâbını ciddiyetle düşünmek gerekir. Garip, fakir ve muhtaçların, servetler içinde ilâhî tâyinle belirlenmiş bir haklarının olduğu, hatırdan çıkarılmamalıdır. O hakkın, gönüllü infaklarla ödenmediği takdirde, türlü musîbet ve felâketlerle de elden çıkabileceğini unutmamak îcâb eder.
Cenâb-ı Hak, bütün mahlûkâtı ve bilhassa insanı muhabbet meyliyle donatmıştır. İlâhî bir imtihan dershânesi olan bu âlemde insan, muhabbetini Hakk’a ve hayra yönelttiği nisbette mânen seviye kazanır.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Sâmi ve Musa Efendilerin hikmetli birkaç sözünden sonra Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleriʼnin nasihat dolu sözlerini anlatıyor...
Ölümü bilen, fânî dünya lezzetlerine, bu hayatta yolcu olduğunu bilen de misafirhânedeki oyuncaklara aldanmaz!
İnsan hangi tarafa meyilli ise âkıbeti de o yönde olur.
Îsar, peygamberlere ve Hakk’ın velî kullarına mahsus, fedâkârlık ve cömertliğin zirvesi olan bir haslettir.
İslâmî edep ve nezâket, infâk edebilmeyi, nîmet telâkkî etmeyi gerektirir. Ayrıca veren, alana teşekkür hissiyâtı içinde olmalıdır. Çünkü onu mes’ûliyetten kurtarıp ecir kazanmasına vesîle olmaktadır.
Her ibâdetin gönle kazandırdığı apayrı güzellikler, fazîletler ve mânevî kazançlar vardır. İnsanoğlunun ham vasıftan kurtulup olgun bir mü’min olmasında bu mânevî kazançların ehemmiyeti pek büyüktür.
Mü’minin gönül kıvâmında belli miktarda hüzün ve endişeye de ihtiyaç vardır. Bununla birlikte gönül mahzun ve mağmum iken, yüzün tatlı bir tebessümle aydınlanması îcâb eder.