Fadi Ebu Salah ismini duymuşsunuzdur… Duymayanlar için tekrar edelim, Gazze sınırındaki 14 Mayıs’ta düzenlenen gösterilerde İsrail askerleri tarafından şehit edilen 62 Filistinliden biri… İsrail’in 2008 yılında Gazze’ye düzenlediği saldırıda insansız hava araçları tarafından atılan füze ile iki ayağını kaybeden ve o zamandan beri hayatını tekerlekli sandalye ile sürdüren, yiğit bir mücahid…
Beraat gecesiyle ile ilgili olarak, “Müslümanların yeryüzünde iki bayram günleri olduğu gibi meleklerin de semâda iki bayram gecesi vardır. Bunlar, Beraat gecesi ve Kadir gecesidir.” denilmiştir.
Gaflet nedir? Gaflete nasıl düşülür? Gaflet uykusunda nasıl uyunur? Gafletten uyanmanın yolu nedir? İşte cevabı...
Mescid-i Aksâ için atmalı kalplerimiz… Kudüs için yanmalı içimiz… Filistinli kardeşlerimiz için kaçmalı uykularımız… Yediğimiz her lokmada aklımıza gelmeli Kudüs… Yaptığımız her işte O’nu düşünmeliyiz… Ne yapabiliriz diye düşünürsek Kudüs için; en güzel reçete olsa gerek: “Kendimizden başlamamız...”
Bir insan kendisine düşen vazifeleri hakkıyla yerine getirir, kul olarak elinden gelen tedbiri alır ve işinin sonunu Allâh’a havale ederse, Allah da o kuluna ihsan ve ikrâmını gönderir.
Hak Teâlâ, kullarına karşı çok merhametli, çok affedicidir. Mühim olan tevbeyi geciktirmemek ve ne zaman geleceği belli olmayan ölüm ânından evvel, pişman bir şekilde dilimizden istiğfarı düşürmemektir.
Genellikle milâdî takvimin Aralık ayının ortaları gibi başlayan ve yaklaşık 15-20 gün süren yeni yıl ve yılbaşı kutlamalarına dair içler acısı görüntüleri bir kenara bırakarak, hicrî yeni yılımızı kendimize has bir şekilde kutlayalım. Kimilerimizin farkında bile olmadığı yeni yılımızın ilk gününü; eşe, dosta, konu-komşuya kim varsa tanıdığımız herkesin yeni yılını kutlamakla başlayalım, hayır duâlarda bulunalım.
“Bakmak, göz atmak” mânâlarına gelen “nazar” kelimesini duyduğumuzda, genelde ilk akla gelen yönü, “göz değmesi” olur ve halk tarafından “zararlı” kabul edilir. Hâlbuki nazarın bir de gönüllere şifâ olan, güzel bir şekli vardır. Ve o nazar, öyle güzeldir ki, değmesinden korkulmaz, değsin diye duâ edilir…
Halep ile ilgili okuduğum son haberin başlığı şuydu: “Halep’te kefen kalmadı…” Evet, hâli içler acısıydı Halep’in… Hâlimiz içler acısıydı. Ailesini, eşini, dostunu şehâdete uğurlamış, evi barkı yıkılan, o enkâzın içinden Kur’ân-ı Kerim’leri toplayan Halepli bir adamın gözyaşları içindeki şu feryâdı hâlimizin ne denli içler acısı olduğunu ortaya koyuyordu.
Ölüm ânı ve akabinde yaşananlar herkes için farklı farklı tecellî etse de, ölümün belki de en güzel hâlini yaşayanlardır: Allah dostları…