Gaflet Uykusundan Uyan!

Gaflet nedir? Gaflete nasıl düşülür? Gaflet uykusunda nasıl uyunur? Gafletten uyanmanın yolu nedir? İşte cevabı...

GAFLET NEDİR?

Gaflet, nefsin hevâ ve heveslerine uyarak Allâh’ı unutmak, dünya ve âhiret adına gerekli olan önemli şeylerin değerini kavrayamamak, yanılıp ihmâle düşmek mânâlarında kullanılmaktadır. Aynı zamanda Cenâb-ı Hak’tan habersizlik ve kendini tanımama mânâlarına da gelir.

İnsanın niçin yaşadığını, nereden gelip nereye gittiğini düşünmemesinden, bu bilgiye götürecek bilgi yollarına başvurmamasından daha büyük yanlışlık olamaz. Düşünen, konuşan, yiyip içen insan, “var”dır. Bu varlık, kimden gelmiştir? Niçin “var” olmuştur? Niçin yaşamaktadır? Var olmadan önce nasıl bir dünyadaydı? Neden ölmekte ve nereye gitmektedir?

İşte bütün bu sorular, insanı kendine getirecek, yaratılış hikmetini ve insan bilmecesini çözecek hayatî cevaplar taşımaktadır. Lâkin insan bu soruları, hayatı boyunca bir kere bile kendisine sormazsa yahut soruları sorduğu hâlde gerçeğin peşine düşmeden, kendini kandıracak yanlış cevaplar üzerine bir hayat kurarsa, telafisi mümkün olmayan vahim bir âkıbete sürüklenmiş demektir. Biz buna tek kelimeyle “gaflet” diyoruz.

GAFLETE NASIL DÜŞÜLÜR?

Gâfil kimse kendisini bilmediği gibi, kendisini yaratıp rızıklandıran hakiki mâbudunu da tanımaz. Gâfil kimse, bu dünyanın ne olduğunu anlamadığı için, orada ne yapması gerektiğini de bilmez. Bu dünyadaki fırsatları kaçırdığı gibi, bu dünyanın meyvelerinin toplanacağı “ölüm sonrası hayat”ta da eli boş kalmaya mahkûmdur.

Rabbimiz, insanları “mükerrem” ve “değerli” kılmıştır. Onu “imtihan etmek üzere” bu dünyaya göndermiştir. Kendisini tanıtan kitap ve peygamberlerinin yanında, imtihanın sebebi olan nefis ve şeytanı da var etmiştir. İnsanı, Allâh’ın yolundan çeldirecek düşmanlarına karşı, vahiyle, akıl ve iradeyle desteklemiş ve içinde-dışında kendisine dâvet eden sayısız âyetiyle varlığını hatırlatmıştır. Ancak insan, bütün bu hakikat ve davetlere gözünü “gafletle” kapatırsa, kulağına “gaflet perdesi” çekerse; hiçbir şey duyamaz, hiçbir şey göremez. Göz ve kulağındaki bu gaflet hâli, kalbine de akseder. Kalbin kör ve sağır kesilmesi ise, onun hayat damarlarının kuruması ve taşlaşması neticesini doğurur. Kalbi taş kesilen insan ise, artık canlılık emârelerini kaybetmiş bir kadavra hâlindedir.

GAFLETİN ZIDDI

Gafletin zıddı ise; zikirdir, imandır, hidayettir, takvâdır. Kul ne kadar îman ve hidayet üzere ise, o kadar gafletten uzak; ne kadar gaflete dalmışsa o kadar Rabbinden bîhaberdir.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Kim Rahmân (olan Allah’ı) zikretmekten gâfil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar, onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (ez-Zuhruf, 36-37)

En büyük gaflet, küfür, şirk ve nifaktır. Allâh’ın varlığını inkâr etmek, O’nu yok saymak ve O’na yakışmayan sıfatlarla O’nu bilmeye, tanımaya çalışmaktır. Ancak mü’minler için de gaflet sözkonusudur.

Şeytan, Allâh’ı bilen, tanıyan, seven insanları da kandırmak için yollar arar. Bu yollardan birisi de, insanı, günaha ve isyana karşı pervasız kılmaktır. Bunun için de, kişiyi, Allâh’ın rahmet ve mağfiretinin sonsuzluğuna güvendirir.

“-Nasıl olsa günahlarımın hepsi affedilir. Rabbimin rahmet ve mağfireti sonsuzdur!” diyerek onu Rabbine isyana sevk eder. Cenâb-ı Hak, kullarını bu hususta şöyle ikaz etmektedir:

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Ne babanın evlâdı, ne de evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin! Bilin ki, Allâh’ın vaadi gerçektir. Sakın ola ki dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın!” (Lokman, 33)

GAFLETİN KÖKÜ VE KAYNAĞI

Sûfilere göre, gafletin kökü ve kaynağı cehalettir. Gaflet, cehâletten doğduğu gibi; ilim, irfan, ve mârifet de gafletten kurtuluşa vesîle olur. Bâyezîd-i Bistâmî -kuddise sirrûh- şöyle demiştir:

“İnsana zararı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Bunun gaflet olduğunu anladım. Gafletin insana yaptığı zararı, cehennem ateşi yapmaz. Yâ Rabbî, bizleri gaflet uykusundan uyandır! Lütuf ve kereminle bu duayı kabûl eyle!”

Gaflet, insanın Allâh’a sığınması gereken dehşetli bir hastalıktır. Rabbimiz, bu hastalıktan korunmak için de kendisini sık sık anmamızı (zikretmemizi) emretmektedir: Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Rabbini, içinden, yalvararak ve O’ndan korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam an. Gâfillerden olma!” (A’râf, 205)

Bu âyet-i kerimenin izahı sadedinde, şöyle denilmiştir:

“İnsan ile nisyan arasındaki ilişki mâlumdur. «Hâfıza-i beşer nisyân ile mâlüldür» demişlerdir. İnsanoğlu nisyâna ve isyâna; gaflet ve fetrete yatkın bir varlıktır. Ancak gaflet ile nisyân arasında fark vardır:

Gaflet, kulun irâdî olarak ilgisizlik sebebiyle unutmasıdır. Nisyân ise gayr-ı irâdî olarak unutmasıdır. Bu yüzden Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerim’de: «Sakın gâfillerden olma!» buyurduğu halde “Unutanlardan olma!” buyurmamıştır. Çünkü unutmak, sorumluluğu kaldıran bir keyfiyettir.

Nitekim Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ümmetimden hatâ, unutma ve zorla yaptırılan şeyin cezâsı kaldırılmıştır.» (Mevsûa etrafi’l-Hadis, V, 146)”[1]

GAFİL BİR KALPLE YAPILAN DUA KABUL OLMAZ

Devamlı bir kalp uyanıklığı içinde bulunup “Gözlerim uyusa da kalbim uyumaz” buyuran Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de gaflet hâli ile ilgili olarak bizleri şöyle uyarmaktadır:

Allâh’a, kabûl edileceğine yakînen inanarak duâ ediniz! Zîra Allah Teâlâ, gâfil bir kalble yapılan duâyı kabûl etmez.”  (Tirmizî, Deavât, 65)

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, kişinin gaflet hâlini ve bundan kurtuluş reçetesini ne güzel anlatır:

“Gaflet, iki gözünün önüne iki parmağını koyarak kişinin kendi kendisini âmâ kılması gibidir. Gaflet, hakîkatlere karşı kalbe bir perde çekilmesidir. Mayın tarlasında pervâsızca koşmak, uçurumların kenarında dikkatsizce dolaşmaktır.”

GAFLETTEN UYANMANIN YOLU

“Gafletten kurtuluş için kalbi tasfiye, nefsi tezkiye edip gönlü mâsivâdan boşaltmak ve kâinattaki kudret, hikmet ve zerâfet tezâhürlerini değişik manzaralar hâlinde gönlünde seyredebilmek, zarûrîdir. Aksi halde insan, gafletten bir türlü kurtulamaz ve elindeki bir testi suyu bir ummân zannederek birçok hakîkat ve nasîblere karşı gözleri perdeli olur da gönlü, iki dünyâda da mahrûmiyyet içinde kalır. Bize düşen, beşerî tâkatler muhtevâsı içinde Yaratan’dan gâfil, yaratılış sebebinden de habersiz olmamak, kalbî bir hayatla Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet-i seniyyeye muhabbet ve râbıta, derin bir tefekkür ve bir vicdan muhâsebesidir.

Gaflet girdabından kurtulmak için en önemli vâiz ise ölümdür. Ölenler hâl dili ile sessiz sedasız fakat yüksek bir tonda geride kalanlara fırsat elde iken gafletten kurtulun, gözlerinizi uykudan açın ve uyanık bir kalp ile Hak yolundan gidin diye seslenmektedir.”

GAFLET UYKUSUNDA UYUYANLAR

Abdülkadir Geylânî -kuddise sirruh- ne güzel söylemiş:

“Ey gaflet uykusunda uyuyanlar! İyi biliniz ki, sizi Yaratan uyumuyor.”

Yazımızı nihayete erdirirken biz de üstâd Necip Fazıl Kısakürek gibi cân-ı gönülden Hakk’a ilticâ edelim ve şöyle niyazda bulunalım:

Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,

Affet, Senden habersiz aldığım her nefesten...

[1] Bkz: Hasan Kâmil Yılmaz, Gaflet ya da Aymazlık, Altınoluk, s: 206, sh: 6.

Kaynak: Merve Güleç, Şebnem Dergisi, Sayı: 156

AKILLI İNSAN İLE GAFİL İNSAN ARASINDAKİ FARKLAR

BENZER HABERLER

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.