Mânevî yolculuk; önce tehallî/tahliye, sonra tahallî/hâllenmek, bütün bunların neticesinde de mânevî tecellîlerden nasîb almaktır.
Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin, Adana’da pederi Müctebâ Efendi’nin yanında, daha sonra İstanbul'da Kelâmî Dergâhı’nda manevi eğitimini ikmâl ederek kendisini yetiştirmiştir.
Müstesnâ Hak dostlarından biri olan Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî -kuddise sirruh- Mevleviyye tarikatının kurucusu, mutasavvıf, âlim ve şairdir. (ö. 672/1273) Hazret-i Mevlânâ, kendi hayatını hülâsa ederken, zâhirî ilimlerin zirvesindeki hâlini “hamdım”; mârifetullâh tecellîlerine nâil olup kâinattaki sırlar kendisine ayân olmaya başladığındaki hâlini “piştim”; zâtî muhabbette fânî oluş hâlini ise “yandım” diye ifâde etmiştir.
Musa Topbaş Efendi, manevi terbiyede dikkat ettiği hususları anlatıyor.
Adına seyr-i süluk dediğimiz manevi yolculuk insanın Allah tarafından verilen gizli kabiliyetlerini ortaya çıkarmasına yardım eden sistemin adıdır. Bu süreç sonucunda insan Hakkın halifesi olabilecek kemale erer. Bu ise bir şeyhin yardımı ile olur. Sülûk esnasında mürşid insana ayna tutar ve ona kendisini tanıtır. Sufilerin sıkça kullandığı “Kendini bilen rabbini bilir” sözü bu manaya işaret eder.
Çocuklarımızı tek başımıza biz mi büyütüyoruz, yoksa onlar televizyonların, dizilerin ve internet sitelerinin çocuğu olarak mı büyüyorlar? Ne kadar bizim rengimizi taşıyorlar? Biz, ne kadar kendi renklerimize büründük? Acaba hercâî bir model ile, herkesten farklı farklı renkler devşirerek “İslâm’ın rengini”, “Allâh’ın boyasını” oluşturacağımızı mı düşünüyoruz?
Kemaleddin Altıntaş Hocaefendi ile Altınoluk Dergisinde yapılan röportajın ikinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. Kemaleddin Hocaefendi manevi eğitim yolculuğunu anlatıyor.
Tasavvuftaki mânevî tekâmül yolculuğu, şu cümleyle hulâsa edilmiştir: « اَلتَّخَلِّي ثُمَّ التَّحَلِّي ثُمَّ التَّجَلِّي »