“Ömürde bir defa” sözünü herkes, başka bir şey için kullanıvermiş. Bir kereden bir şey olmaz, düşüncesi bünyeleri sarıvermiş. Evet, birçok şey ömürde bir defâ; lâkin hiç unutmamak lâzım ki ömür de sâdece bir defâ.
Mevlânâ Hazretleri, nefs-i emmârenin, rûhâniyeti bertaraf edebilmek için ne gibi hilelere başvurduğunu, bizlere şu temsîlî hikâye ile nakleder.
Hani meşhurdur yıpranan ve yorulan bir yapıyı elden geçirip tazeleyen kuruluşlar; yapının girişine büyükçe bir resim asarlar. Önceki hali/sonraki hali. Yani bu yapıyı şu vaziyetteyken bu vaziyete getirdik. Biz de Ramazan’dan önceki mânevî hayatımızın, nefsimizin bir resmini koysak bir tarafa, diğer tarafa da sonrasının. Karşılaştırsak; İşte Ramazan ayından önceki ibadetlerimiz, işte sonrası. Neler değişmiş mesela bir baksak...
Dînin gâyesi, insana Yaratıcı’sını tanıtmak, O’na karşı vazîfe ve mükellefiyetlerini bildirmek, beşerî münâsebetleri Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet-i seniyye istikâmetinde adâlet, hakkâniyet, sulh ve sükûn üzere tesis etmektir. Yine dînin gâyesi; nâzik, zarif, ince ruhlu ve iç âlemini temizlemiş insan yetiştirmektir. Diğer bir ifadeyle mü’minin Hak dostluğuna ve cennete hazırlanmasını sağlamaktır.