Üveysîlik, bir kimsenin zâhiren görmediği kişi veya kişilerden rüya gibi yollarla mânevî eğitim alması ve bu yolla oluşan tarîkat anlamında bir tasavvuf terimidir.
İletişimin mektuplarla yapıldığı geçmiş zamanlarda Allah dostları uzaktaki talebelerinin manevi eğitimlerini gönderdikleri mektuplarla yapmışlar ve bu irşadlarını usul olarak uzun yıllar kullandıklarını elimize geçen kayıtlardan biliyoruz. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri ile Seyyid Tâhâ el-Hakkârî Hazretleri arasında yapılan manevi mektuplaşmaları sizlerle paylaşıyoruz.
Evlâdın yetiştirilmesinde âileye düşen pay büyüktür. Âilenin verdiği ilk mânevî terbiye çocuğa iyi işlenmişse, tesiri ömür boyu kalıcı olur. Âileden başka, bu vazifeyi yerine getirecek başka bir müessese yoktur.
Hazret-i Mevlânâ'nın nohut pişiren bir hanım ile pişirdiği nohutları konuşturduğu müthiş hikayesinde bir öğretmenin talebesine maddî-mânevî eğitimi bir arada vermesi gerektiği anlatılıyor.
Mâhir İz hocaefendi, insan yetiştirmede tanıyanlarının şehâdetiyle ismi gibi mâhir bir üstattır. Onun Mustafa Öz beye yazdığı 10 Zilhicce 1388 H./ 28 Şubat 1968 tarihli şu mektubu, ufkunu ve ilgi kalitesini göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir.
Muhammed İkbal, modern eğitim düzenini gözden geçirmiş ve bu sistemde birçok zayıf nokta ve büyük eksiklikler görmüş, bunları eleştirmiştir. Modern eğitim kurumlarının nesillere karşı işlediği cinayetleri divanlarının birçok yerinde anlatmıştır.
Mânevî eğitim, oturma işi değildir. Bilâkis o, yüksek bir enerji gerektirir. Sohbetçi, çevresine hayranlık veren bir İslâm şahsiyeti, sağlam bir karakter ve güçlü bir rûhâniyet tevzî etmelidir. Bunun için de en başta sohbetçinin kalbi, müsbet enerjiyle dolu olmalıdır. Aksi hâlde sohbet, dört duvar arasındaki kuru bir beraberlikten öteye geçemez.
Tasavvuf, kâmil insan yetiştirme sanatıdır. Bu sebeple sabır ve sebâta en fazla ihtiyaç duyulan bir yoldur. Tahammülsüzlük, şikâyet ve bezginliğin başladığı yerde tasavvuf biter.
İstikbâle dâir en doğru yatırım, kaliteli ve ideal insanlar yetiştirmektir. Bunu hesap edemeyen toplumlar, müthiş bir felâketin eşiğine sürüklenirler. Bu sebeple hem kendi istikâmetimizi ıslah ve ihyâ edebilmek, hem de bize zimmetli olan din kardeşlerimizin istikâmet üzere yaşamasına yardımcı olmak, en mühim vazifelerimizdendir.