Kötüler ve kötülükler, ancak iyiler ve iyilikleri çoğaltmak ve desteklemek suretiyle önlenebilir. Kötülüklerin çoğalmaması için Müslümanların iyilikte yarışması tavsiye edilmiştir.
Rızkın helâl ve temiz olmasına özen göstermek, şeytana uymamak adına atılmış çok önemli bir adımdır. Rızkın helâl olmasına özen göstermeyenler, şeytanın tuzaklarına karşı korumasız kalırlar, telkinlerine açık hâle gelirler.
Rabbimiz, kötülüğün “güzel bir şekilde” giderilmesinden değil, “en güzel bir şekilde” düzeltilmesinden bahsediyor: “İyilikle kötülük bir değildir. Sen artık (kötülüğü) en güzel bir şekilde sav. O vakit seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse, sıcak bir dost gibi olur.” (Fussilet 41/34)
Mü’min için gözetilecek asıl noktanın sadece Allah’ın emir ve yasakları olduğunu ifade eden Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir kötülük işlediğimizde bize o işten dönmeyi ve işlediğimiz kötülüğü silecek yöntemi öğretiyor.
İyiliği emir ve kötülükten nehyettiği halde sözü ile işi birbirine aykırı olan kişinin acıklı sonu
Câfer-i Sâdık Hazretleri’nin yaptığı duâ ve niyazlara bakılınca, onun kalbindeki Allah korkusunun ve takvâ duygusunun ne kadar yüksek olduğu hemen anlaşılmaktadır.
Halep'teki çatışmalarda, evlerine düşen bombalar nedeniyle yüzleri yanan, kolları kopan çocuklar, savaşın en çirkin izlerini bedenlerinde taşıyorlar.
Musibet ve belâ her zaman ceza anlamında değildir. Allah sevdiği kulunu da belâ ve musibetlere uğratır. Başa gelen sıkıntı ve hastalıklara sabretmek, günahlardan arınmaya sebeptir.
Güçlü iken intikam almamak, âcizlik ve pısırıklık değildir. Af, en büyük fazilettir. İnsan, güçsüzken zaten elinden bir şey gelmez. Bu sebeple asıl fazîlet, peygamberler ve velî kullarda olduğu gibi, güçlüyken affetmesini bilmektir.
Tevbe namazı, tevbenin kabulünü artıran sebeplerden birisidir. Kişi, samimî bir şekilde nedâmet duyduktan sonra, ellerini Allâh’a açarken tevbesine namazını da refik (yoldaş) eyler.