Sırat-ı müstakîmde yolcu olmak, ancak takipçi olmakla mümkündür. Takip etme ilkesi İslam dini tarafından belirlenmiştir. İslamiyet, ilk insan olan Hz. Âdem’le başlamıştır. Hz. Muhammed(sav)’in bu dünyaya teşrifiyle, hakikat nurlarına ve sevgi hazinelerine giden yol da taliplerine açılmış oldu. Tüm bunlara ulaşmak ve aşkın kemaline erişmek, Hz. Peygamberi(sav) ve onun sünneti seniyyesini anlamaya çalışmak ve hayata geçirmekle mümkündür.
İncitmemek, nispeten kolaydır. Ama incinmemek elde değildir. Zîrâ o, bir gönül işidir. Dolayısıyla incinmemek, ancak fânîlerden gelen ve kalblere saplanan zehirli okların tesirsiz kalması ile mümkündür. Bu da, nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesinin kemâlindeki seviye nisbetindedir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, insanın kendini nasıl okuması gerektiğini ve emredilen en mühim üç tâlimatı anlatıyor...
En büyük marifet kendini bilmektir. Çünkü kendini bilen Rabbini bilir. Haddini bilir hayatını ve davranışlarını ona göre düzenler. Peki cahil cesareti ile ne yapacağını, gücünü bilmeden her işe talip olmak, ben demek, bu insanın hali ne olacak?
İnsanın kendini tanıması ile Rabbini tanıması arasındaki ilgi hep konuşulmuş ve bu konu "Kendini tanıyan Rabbini tanır" ifâdesiyle âdetâ sistemleştirilmiştir.
Adına seyr-i süluk dediğimiz manevi yolculuk insanın Allah tarafından verilen gizli kabiliyetlerini ortaya çıkarmasına yardım eden sistemin adıdır. Bu süreç sonucunda insan Hakkın halifesi olabilecek kemale erer. Bu ise bir şeyhin yardımı ile olur. Sülûk esnasında mürşid insana ayna tutar ve ona kendisini tanıtır. Sufilerin sıkça kullandığı “Kendini bilen rabbini bilir” sözü bu manaya işaret eder.
Kelâm-ı kibarda buyrulduğuna göre kendini bilenler üç zümre olarak ifade edilir.
Ali Tenik ve Vahit Göktaş'ın titiz çalışmasıyla yayımlanan "Zikir" kitabı, her yönüyle zikri inceliyor. Zikir hakkında merak ettikleriniz bu kitapta.
Hazreti İnsan, Sonsuz Kulluk, Fakr’a Övgü ve Aşk Mesleği kitaplarının yazarı Rabia C. Brodbeck, Ağla isimli yeni kitabında ‘kendi hayat hikayesini’ anlatıyor.