kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın

Bakara 195. Ayet: Kendini Tehlikeye Atma!

Bakara Sûresi 195. ayet ışığında, gerçek tehlikenin dünyaya dalıp Allah yolundaki gayreti terk etmek olduğu anlatılıyor.

"Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın" Ne Demek? (Bakara Suresi 195 Ayet

Bakara suresi 195. ayette geçen "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın" ikazını nasıl anlamalıyız? Prof. Dr. Ömer Çelik anlatıyor...

İslam’ın Yasakladığı Zararlı Alışkanlıklar

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu haftaki cuma hutbesi “İslam Zararlı Alışkanlıkları Yasaklar” başlığıyla yayınlandı.

Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın Ayeti

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” ayetini nasıl anlamalıyız? Ayetin iniş sebebi nedir? Hangi olay üzerine inmiştir?

Kendi Elinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın!

Müslüman dünyaya sadece maddi zevkler için gönderilmemiştir. Bizleri yaratan Rabbimiz'e karşı mevcut yükümlülüklerimiz var. Öncelik her zaman için dini mübini İslam'ı anlamak, yaşatmak ve dava bilinci ile taşımaktır. Fakat dört bir yanını dünya sevgisi, rızık endişesi, dünya zevkleri sarmış bir mümin elbette bunları kırmadan yol alamaz. Bir müslümanın hayatında olması gereken öncelikler ve dünyaya olan tutumu nasıl olmalıdır?

Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın Ne Demek?

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyururlar ki: “Kimin arzusu âhiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğini koyar ve işlerini derli toplu kılar. Artık dünya boyun eğerek onun peşinden gelir. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah onun iki gözünün arasına fakirliği koyar, işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak dünyadan da eline, kendisine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez.” (Tirmizî, Kıyâmet, 30/2465)

Günümüz Müslümanların Akıbeti Ne Olacak?

Âhiretin unutulduğu, dünyanın nefsânî ihtiraslarla kirlendiği, israfın arttığı ve tüketim çılgınlığının had safhada olduğu günümüzde, Allâhʼın lûtfettiği nîmet ve imkânların mesʼûliyetini ve uhrevî hesâbını ciddiyetle düşünmek gerekir. Garip, fakir ve muhtaçların, servetler içinde ilâhî tâyinle belirlenmiş bir haklarının olduğu, hatırdan çıkarılmamalıdır. O hakkın, gönüllü infaklarla ödenmediği takdirde, türlü musîbet ve felâketlerle de elden çıkabileceğini unutmamak îcâb eder.