Prof. Dr. Saffet Köse ile "Kalb Orucu" üzerine...
Dinimizde ölümü temenni etmek yasaktır. Ancak şehit olmayı temenni etmek, güzel görülmüştür. Hayr olan şeyleri istemek güzeldir.
İsrafın maddî yönünden ziyâde mânevî yönü; insanı bitirir, tüketir. İnsan mânevî hayatındaki israf deliklerini kapattığında; gemisi, mârifetullah ve muhabbetullah okyanusunda yol alır. Aksi hâlde bu büyük ve şerefli yolculuk, daha başlamadan bitmiş olur.
ABD'deki Pittsburgh Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Karen A. Matthews önderliğinde yürütülen araştırmada, ilkokul çağlarında akran zorbalığının, hem zorbalık yapan hem de zorbalık kurbanı olan kişilerde 30'lu yaşlarında kalp hastalıkları başta olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açtığı belirlendi.
İnsanın kalbinde îman hassasiyeti kaybolmaya başlayınca, günahlar insanın gözünde normalleşir. Günah işledikçe de insanın kalbine siyah bir leke konur. Bir müddet sonra bu lekeler artıkça, insanın kalbi katılaşır ve îmandan uzaklaşır.
Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, gönlünü, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kalp âlemini yansıtan berrak bir ayna hâline getirmişti. Bu itibarla o, Peygamber Efendimiz’de fânî olmanın en müşahhas numûnesi oldu. Bu fânî oluş sâyesinde de, Fahr-i Kâinât Efendimiz’e âit her şey, onun kalbinde çok derin bir mânâ kazandı.
Diyanet İşleri Başkanı Görmez, "Gençleri yargılamayın, yargılayıcı bir dil kullanmayın. Özel hayatına müdahil olmayın. Küpesine, dövmesine saçına, sakalına kıyafetine kotuna botuna asla müdahil olmayın. Bilakis ruhuna, kalbine hitap edin." dedi.
Kâmil bir mü’min, gönül insanıdır. Merhamet, şefkat ve diğergâmlık, onun gönül dokusunun en belirgin vasfıdır. Kulu kalben Rabbine yakınlaştıran ilâhî bir cevher olan bu vasıf, aynı zamanda îmânın da bu âlemdeki en büyük şâhidi ve delîlidir. Nitekim insan rûhunun ulaşabileceği olgunluk semâsına çıkışın yegâne yolu, merhamet ve şefkat basamaklarından geçmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm, kelimeli bir cihan; kâinat ise kelimesiz bir Kur’ân’dır. Bundan dolayı Kur’ân-ı Kerîm, kalbi olanlar için derin bir tefekkür ufkudur. Yerin-göğün lisanıdır. Ruhlara bereket ve rûhâniyet hazinesidir. İnsana ithaf edilen bir beyan mûcizesidir. Hakk’ın kullarına armağanıdır.
Yalnız başına ve gizlice Allâh’ı zikretmek daha makbûl olmakla birlikte, zaman zaman açıktan ve toplu olarak zikretmek de pek fazîletlidir. Bugün biz bu zikir hayatının neresindeyiz? Zikirlerimiz, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve ashâbının zikirlerine ne kadar yaklaşabiliyor! Şunu aslâ unutmayalım ki; kalp için zikir, balık için su mesâbesindedir. Balık sudan ayrılırsa hâli nice olur?!