İslam'da fiilen iyilik yapmak, sadaka verme imkânı bulamayanlar için dinin meşrû ve güzel gördüğü şeyleri tavsiye etmek bunu da yapamayan için “kimseye kötülük yapmamak” suretiyle iyilikte bulunma yolları açıktır.
Dinimizde topluma yönelik iyiliklerin karşılığı daima pek büyüktür. Hadislerle insanlara iyilik etmenin fazileti.
Hayat iyilikle kötülüğün mücadelesi şeklinde geçmektedir. Ve bütün iyilikler, kötülüklerin zıddı, belki hasmıdır. Müslümanlığımızı kemiren kötülükleri azaltarak izâle etmenin yolu iyilikleri çoğaltmaktır. O bakımdan, yapılacak nefis sorgulamasında verilecek olumlu cevapları artırmak, hayatî derecede önemli.
Mü’minin dünyada işlediği iyilikler aslâ zayi olmayacaktır. Allahüteala ahirette hem iyiliklerinin karşılığını verecek hem de kullarının hata ve kusurlarını bağışlayacaktır. Böyle bir sonuç, hiç şüphesiz her Müslümanın erişmek istediği büyük bir mutluluktur.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, Hazret-i Ali'nin (r.a.) “üç kişiden sakın” sözünden bahsediyor.
Aşağıdaki hadis-i şerif, bize iyilikleri emir ve kötülüklerden nehiy vazifesini yerine getirdiğimizde kazanacağımız mükâfatı, ihmâl ettiğimizde ise uğrayacağımız musibeti bir kere daha açıkça bildirmektedir.
Ashâbı arasında bir anlaşmazlık çıkınca, Resûl-i Ekrem Efendimiz buna pek üzülür, aralarını bularak onları barıştırmak için elinden geleni yapardı.
Günümüzde hayır ve iyilik yapılması gereken birçok kişi, İslâmî ve ictimâî kuruluş vardır. Hayır yapmak isteyen ve lâyık olanı arayan hayırseverler de bulunmaktadır. Bunlara öncülük ve aracılık yapmak, Müslümanların görevleri olmalıdır. Özellikle büyük yerleşim birimlerinde, bunu organize eden hayır kurumları ve vakıfların bulunması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu müesseseleri samimiyetle yaşatmak ve toplumun hizmetinde kullanmak, küçümsenmeyecek hayırlardandır.
İyilik yapmak için mutlaka iyi insan aramak gerekmez. Bazen kötü yolda olan bir insana yapılan bir iyilik onu doğru yola sevk edebilir. Bu yüzden iyi niyetle yapılan bir iş, hatalı bir sonuç da doğursa, Cenâb-ı Mevlâ kulun samimiyetine bakmakta, kendi rızâsı için yapılan iyilikleri kabul buyurmaktadır.
Ashâb-ı kiram, cömertlik, fedakârlık ve îsar hususunda âdeta birbiriyle yarışmıştır. Muhâcir kardeşine, evini, malını-mülkünü her şeyini “kardeşçe” ve “dünyevî bir menfaat beklemeksizin paylaşan” Ensâr’ın cömertliği dillere destandır.