Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Müslüman olan bir kimseye: “İslâm’ın alâmeti namazdır. Kim ki gönlünü namaza vererek, vakitlerini, sünnetlerini gözeterek namazını edâ ederse, o mü’mindir.” (Fezâil-i A’mâl, 255-256) buyurarak ilk önce namazı öğretir, namazın, dînin direği olma vasfıyla mü’min ile kâfiri ayıran bir fark vasfını taşıdığını beyân ederdi.
Âmir bin Abdullâh, namaza durduğunda dış dünyâ ile bütün alâkası kesilir ve mâsivâ ile alâkalı hiçbir şey onun namazdaki huşûunu bozamazdı. Ve: “Namazda başkalarının söz ve hareketlerinin farkına varmaktansa, vücûduma ok saplanmasını tercîh ederim.” derdi.
İslami ibâdetlerin ilk rüknü dînin direği, îmânın nûru, mü’minlerin mi’râcı namazdır.
Âdâb ve erkândan uzak bir gönülle kılınan ve içine iblisin dahlinin karıştığı namaz ise, âdetâ kulun yüzüne çarpılacak bir günah paçavrası hükmündedir.
Namazdan uzak kimseler, dünyâ hayatında bereketsiz bir ömür yaşar. Sîmâlarında ilâhî güzelliğin nûru kalmaz. Hiçbir iyiliğine sevap verilmez. Duâları kabul olmaz. Sâlih kimselerin sevgisinden mahrum kalır.
Şâyân-ı ibrettir ki, gönül için ızdırap, çile ve elemleri sürûrla yoğuran bir lutuf sadedindeki bayramlar, namazla başlar. Bu bakımdan dünyâda namaz ehli olanlara âhıret hayatının bir bayram olarak lutfedileceğini düşünmek kâbildir.
Bütün Allah dostları gibi Muhammed Mâsûm Hazretleri de namaza ayrı bir ehemmiyet verirdi. Namazın ilk tekbirini imamla birlikte almayı, binlerce keşif ve kerâmete tercih ederdi. Namazı huşû ve huzurla edâ etmeyi, mânevî tecellîlerden daha kıymetli görürdü.[1] Bu sebeple birçok mektubunda namazın fazîletlerinden bahsetmiş ve onu hakkıyla edâ etmeyi tavsiye etmiştir. Bunlardan birinde şöyle buyurur:
Namaz esnasında gözleri semaya dikmek huşûya ve edebe aykırıdır. Ayrıca namazda gözleri semaya dikmenin mekruh olduğuna dair ulemâ görüş birliği içindedir. Peygamber Efendimiz de namazda semaya bakmamak gerektiğini belirtir.
Namazı bozan durumlar nelerdir? 12 maddede namazı bozan şeyler.
İmandan sonra en faziletli amel sayılan (Müslim, “Îmân”, 137-140) ve kelime-i şehâdetten sonra İslâm’ın en önemli rüknü olan namazın aynı zamanda mükemmel bir dua niteliğinde olduğu söylenebilir. Belli davranışlar ve özel rükünlerle Allah’a kulluk etmenin ifadesi olan namazın dış görünüşü birtakım şekiller ve zikirden ibaret olmakla birlikte gerçek mahiyeti yaratıcıya yakarmak, O’nunla konuşmak ve O’na yakınlaşmaktır.