Bugün Müslümanlar, inançlarına aykırı ideoloji ve sistemler içinde kalbî birliklerini, ırkçı ve bölgeci anlayışlarla da coğrafî birliklerini parçalanmış ve bölünmüş görmek içler acısıdır, ârdır ve ayıptır. Oysa dinimiz gibi aklımız, ilmimiz, ekonomimiz, siyasî gerçeklerimiz ve tarihi tecrübelerimiz de birlik olmamızı gerektiriyor.
1940'lı yıllarda Amerika'da yaşanan bir olay sonrasında İslam'ın konuyla ilgili görüşünü öğrenmek üzere Ömer Nasuhi Bilmen'in kapısını çalan Amerikalı bilim adamları, çıkan sonuç karşısında şok geçirirler.
İslâm, getirdiği ahlâkî prensiplerin en iyi ve en güvenilir şekilde hayata intikâlini sağlamak ister. Yalnız “bilinen” değil, aynı zamanda “yaşanan” bir ahlâk oluşturmayı hedefler.
Bir kimsenin imanını, dolayısıyla da ahiretini kurtarmak en büyük başarı ve kazançtır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) Hayber Savaşı esnasında Hz. Ali’ye: “Allah’a yemin ederim ki; senin vasıtanla bir kişinin hidayete ermesi senin için kızıl develere sahip olmandan daha hayırlıdır” buyurmuştur. (Buhari, Cihad, Hadis no: 2942) Başka bir rivayette “dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır” denmiştir.
Asr-ı Saâdet, en ideal zamandır. İslâm tarihinin, dâimâ hasret ve hayranlıkla yâd edilecek en müstesnâ dönemidir. İnsanlığı zulmetten nûra çıkaran İslâm’ın eşsiz güzelliklerini, bilhassa incelik ve zarâfetini yakından tanıyabilmek, ancak Asr-ı Saâdet’in gönül iklîmine girebilmekle mümkündür.
Hak dostları, îmân ehli olup da istidadlı bulunan kimseler için bir mıknatıs gibi câzibe merkezleri olduklarından, toplumun bütün kesimlerine bir şefkat ve muhabbet kucağıdırlar. Zîrâ, onları Cenâb-ı Hak sevdirir.
AB’nin önemli üyeleri Almanya ile Fransa, Müslümanlar üzerindeki baskıları artırmaya hazırlanıyor.