İnsanın kalitesi, ilişkilerindeki kaliteyle ölçülür. İletişim uzmanlarının da ifade ettiği gibi “İnsan, ilişkileri içinde sürekli yeniden tanımlanan bir varlıktır”[1]. Her bir ilişki tarzının, size kattığı ya da sizden eksilttiği bir değer vardır. Bütün ilâhî kitapların ve peygamberlerin gönderiliş hedeflerinden biri ve belki de birincisi, insanın ilişkilerini sıhhatli bir zemine oturtmaktır, denilebilir.
Toplumu sınıflara bölme anlamındaki “kast sistemi”, gelenek olarak her toplumda yok gibi görünse de zihinlerden böyle bir bakış açısını silmek zordur. Bu, ancak tam bir İslâm terbiyesi ve kulluk şuuru ile izale edilebilir. Makamı yükselse de kulluğu unutmayan Hz. Ömer'in örnekliği bu anlamda ibretliktir.
Ülkemizde hızla sayısı artan imam-hatip okullarımıza, Kur’an kurslarımıza, dini eğitim yapan müesseselerimize rağmen camilerimizdeki genç oranlarında istenilen artışın olmadığı aşikâr. Gün aşırı duyduğumuz “hocam, bizim delikanlıyı bir türlü namaza başlatamadık” serzenişleri bunun en büyük göstergelerinden birisi. Peki, gençlerimizi namazla barıştırmak için neler yapmalıyız, yapabiliriz? Hatta neler yapmamalıyız?
Peygamber Efendimiz, çok ağır hasta olmalarına rağmen, ashâbına ebedî hakîkatleri öğretmeye ve onları İslâm terbiyesi üzere yetiştirmeye devâm etmiştir. Bu durum, hem O’nun tebliğ vazifesindeki hassâsiyetini hem de ümmetine duyduğu şefkat ve merhametin enginliğini göstermektedir.
Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’ şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem örtünme çağına girmiş bir genç kızdan daha utangaçtı. Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu yüzüne bakınca anlardık. [1]