Dünya tam mânâsıyla terk edilmeden Allah aşkı başlamaz gönülde... Olan da yalancı bahar gibidir. Hazret-i Mevlânâ dünyayı terk etmenin üç basamağını açıklıyor.
Hak dostu, meşhur tâbiriyle; “insan-ı kâmil”dir. Yani Allah Teâlâ’nın insanoğlundan istediği ideal ve model şahsiyettir. Bununla birlikte, her velî zâtın husûsiyetleri aynı değildir. Kendileri “kâmil” olsalar da içlerinden ancak “kâmil ve mükemmil” olanlar, yani başkalarının da mânevî tekâmülüne hizmet edebilecek durumda olanlar, irşâda memur ve mezun edilerek “mürşid-i kâmil” olurlar.
İnsanlık âleminde güzel ahlâkın; nezâket, letâfet ve zarâfetin zirvesi, şüphesiz ki Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir. Bütün fazîletler ve güzellikler, O’nun emsalsiz örnek şahsiyetinde mevcuttur. O’nun gönül âlemi; nâdide, latîf, zarif çiçekler ve mis kokulu güllerle bezenmiş bir gülistan gibidir. Peygamber vârisi Hak dostları da, o gülistan üzerinden süzülüp gelen bir rahmet esintisi mesâbesindedirler.
Müʼmin, kendi kurtuluşunun, başkalarının da kurtuluşuna hizmet etmekten geçtiğini hiçbir zaman unutmamalıdır. Yani müslüman, bencil olmamalı, bilâkis diğergâm bir rûha sahip olmalıdır. Yüksek bir mesʼûliyet duygusuyla, din kardeşlerini, hattâ imkânı nisbetinde bütün mahlûkâtı kendisine zimmetli bilmelidir.
İdeal Müslüman yorgunluğunu başka bir meşguliyetle gideren, tembelliği lügatinden söküp atan, fitne üretmesi için şeytana fırsat vermeyen Müslümandır. İdeal Müslüman rızayı ilahi gayesiyle, konuşan değil, koşturan Müslümandır. İdeal Müslüman gayeleri ve uhrevi hesapları gereği meşguliyetinden haramla iştigale takat ve vakit bulamayan Müslümandır.
Sufiler irşad dediğimiz insanları aydınlatma, Hakka götürmeyi de hayatlarının en önemli vazifesi olarak görmüşler, sohbet ve zikir meclisleri ile İslam’dan gafil yaşayan Müslümanları İslam’ın güzellikleri ile buluşturmuşlardır. Yeni fethedilen bölgelere kurulan tekkeler ile de gayr-i müslim halka İslam’ı tebliğ etmiş, güzel ahlakları ile onları kendilerine hayran bırakmışlardır.
Dini sohbet edecek kişi rızkını helalinden yemeye ve beraber bulunduğu kişilerin manevi keyfiyetine dikkat etmeli ve bunların tesiri altında olduğunu asla unutmamalıdır.
Hak dostları, îmân ehli olup da istidadlı bulunan kimseler için bir mıknatıs gibi câzibe merkezleri olduklarından, toplumun bütün kesimlerine bir şefkat ve muhabbet kucağıdırlar. Zîrâ, onları Cenâb-ı Hak sevdirir.
Güzel ahlâk ile aslâ bağdaşmayan, kaba, kırıcı ve sert bir üslûb ile yapılan hizmetlerden bir hayır umulamaz. Özellikle insana hitâb eden eğitim, irşad ve tebliğ gibi hizmetlerde bu husus çok daha ehemmiyet arz etmektedir.
Cenâb-ı Hakk’ın lûtfuyla büyük bir servete sahip olan Allah dostunun zengin Müslümanlara örnek olacak hizmetleri...