Kardeşlik duygularının zayıfladığı, ictimâî huzûr ve sükûnun kaybolduğu, kin ve husûmetin çoğaldığı cemiyetimizde bugün ciddî bir infâk seferberliğine ihtiyaç vardır.
İnsanoğlu, mahlûkât içinde en mükerrem olarak yaratılmıştır. Güçlü-güçsüz, sıhhatli-sıhhatsiz, bilgili-bilgisiz, zengin-fakir gibi fertler arasındaki farklılaşma ve kademeleşme ise, toplum nizâmnın te’sîsi ve ictimâî hayâtın âhengini te’mîn içindir. Bu kademeleşmede ehemmiyetli bir yer teşkil eden zenginlik ve fakirlik, birbirine zıt iki iktisâdî durumdur.
Cimrilik edip infaktan uzak durmak, âhiret hayâtını tehlikeye atmaktır.
Yorgun ve uykulu olduğumuzda, kafein desteğine ihtiyaç duyduğumuzda aklımıza ilk gelen şey genellikle çay veya kahve içmek olur. Ama acaba çay veya kahve içmek, zihin açıklığı için gerçekten de en yararlı yol mu?
Dünya, iki kapılı bir handır. Bir kapısından bu dünyaya adım atan herkes için mecbûrî istikâmet, ölüm geçididir. Fakat bu hakikat karşısında yine de insan, aslâ fânîliği istemez, dâimâ ölümden kaçıp sonsuzluğu arar.
Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in üç dost hakkında yapmış olduğu izâhat, bu dünyadaki imtihanımızın ve mesuliyetimizin neler olduğunu bizlere açıklıyor.
Düşünmek lâzımdır ki sahâbe-i kirâm bu devirde yaşasaydı, kurban ibadetini nasıl bir fedâkârlık ufkunda îfâ ederlerdi…
Bayramlar aslâ tatil günleri değildir. Bu mübârek günleri, zikirle, şükürle, Allah için yapılacak ikram ve ziyaretlerle ihyâ etmek gerekir.
Kalbi zengin olana, cüzdan fakirliği bir zarar vermez. Kalbi fakir olana da, cüzdan zenginliği bir fayda vermez.
Her ibâdetin gönle kazandırdığı apayrı güzellikler, fazîletler ve mânevî kazançlar vardır. İnsanoğlunun ham vasıftan kurtulup olgun bir mü’min olmasında bu mânevî kazançların ehemmiyeti pek büyüktür.