Kulu, Allâh’a muhabbet deryâsına götürecek olan yegâne rahmet ve muhabbet pınarı, Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir. Çünkü Hazret-i Peygamber Efendimiz’e muhabbet, Allâh’a muhabbet; O’na itaat, Allâh’a itaat; O’na isyan, Allâh’a isyan mâhiyetindedir.
Meridyen Derneği tarafından Sonpeygamber.info projesi kapsamında tertiplenen ve 2016-2017 döneminde yedinci defa takdim edilecek olan Hadis ve Siret alanında makale ve tez yarışması düzenleniyor.
Medîne’de kurulan ve yaklaşık dört yüz âileden müteşekkil küçük İslâmî site devletinin hudutları, on senede Irak’a ve Filistin’e ulaştı.
Uhud dağının eteklerinde müşriklerle yapılan ikinci savaşta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Müslümanlara arkadan gelebilecek saldırıyı önlemek amacıyla dağın eteklerine okçuları yerleştirmiş ve kendisi emir verene kadar bu tepeyi terk etmemelerini söylemişti.
Kendisi de yetim olan Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yetimler üzerine büyük bir şefkatle titrerdi. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de yetimin muhâfazasına dâir pek çok âyet-i kerîme mevcuttur.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i sevip O’nun muhabbetine lâyık olabilmemiz için de, dilimizin salevât-ı şerîfe ile ıslak, kalbimizin sürekli O’na râbıta hâlinde olması zarûrîdir. Kalp, Rasûlullah’tan ne kadar in’ikâs alırsa, o derecede kemâle erer.
İmam Rabbânî, dünyaya sevginin alâmeti olarak insanın dünyevî menfaatlerini Allah’ın emirlerine tercih etmesini göstermiştir. Dünya işi ile âhiret işi çatıştığında veya Allah’ın emri ile nefsinin arzusu çatıştığında hangi tarafı tutuyorsak o tarafı seviyoruz demektir.
Hazreti Ebubekir (r.a.) neden "sıddık" denilmiştir? Efendimiz (s.a.v.) kendisine "sen «Sıddîk»sın!..” buyurdu. İşte cevabı...
İslam düşünce tarihinde Hz. Peygamberin (a.s) anne ve babasının âhiretteki durumuyla ilgili olarak birçok risale yazılmıştır. Bu meselenin arkaplanında Kur’an’da “müşriklerin necis”2 olduğuna dair bilgi ile Hz. Peygamberin anne-babasının bu bağlamdaki durumunun nereye oturduğu meselesine açıklık getirme düşüncesi vardır.
Bu kutsal mekânın her yeri kâinatın Yaratıcısının tanıklığını yapıyor. Dünyadaki hiçbir mekân ve alan, Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) dinlendiği yerden daha fazla nur ve güzellik yayamaz. Kapılar, şamdanlar, halılar ve yastıklar hayret içinde ağlamakta! Her bir toz zerresi, her bir parça bu ışığı içine çekmekte.