Yine aslî mânâsıyla “himmet” kelimesi de, “mânevî yardım” demektir.
İnsan, kelimelerle düşünür; lisan ile tefekkür ufkunu genişletir. Bu sebeple, kelime kadrosu daraltılmış veya mefhumlarının mânâları çarpıtılmış bir lisan ile, İslâmî tefekkürün derin ufuklarına yol bulmak mümkün değildir.
Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin himmeti, 1. Ahmed Han üzerinde ömür boyu devam etmiştir. İşte şu hâdise onlardan biri olarak tarihe geçmiştir.
Tasavvufî bir terim olarak himmet, maddî-manevî bütün alâkalardan sıyrılarak, dünyevî zevkleri, manevî hazları ve Cennete ait lezzetleri hatırdan çıkararak, bir zarûret hissiyle Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ve ilticâda bulunmak demektir.
İslâm ahlâkının esâsını, Cenâb-ı Hakk’a aşk ve ihlâs ile yönelişte; bu yönelişin en mühim nişânını da hiç şüphesiz “hizmet”te buluruz. Zîrâ «hizmet eden himmete nâil olur» düstûrunca hizmet, gönülleri ilâhî zirvelere ulaştıracak müstesnâ ve ulvî bir basamaktır.
Şair-Yazar Yusuf Özkan Özburun, Kırkambar Kitap Okumaları söyleşi dizisi Kasım ayı programında Feridüddin Attar’ın Mantık Al-Tayr kitabını anlattı. Özburun; tasavvuf ekolunün mühim eserlerinden olan kitabı okuyacaklara, kitabın omurgasını oluşturan yedi vadinin önemini belirtti ve bu yedi vadinin manaları bilmeden kitabın anlaşılamayacağını söyledi.