Hayır ve iyilik yapmanın çok çeşitli yolları bulunduğuna işaret eden Peygamber Efendimiz, buna bir misâl vermek istemiş, misâli de üzerinde her zaman önemle durduğu bir konudan seçmiştir: İnsanın hayat arkadaşı olan hanımıyla hoşca geçinmesi. Eşiyle iyi geçinmeye çalışan kimse hem hayat arkadaşını mutlu eder, hem de kendisi mutlu olur. Yemek yerken eşini sevindirmek için onun ağzına verilen lokmayla bile hayır ve iyilik yapılmış olur.
Hicretten 16 yıl önce Medine’de doğdu. Babası Uhud Gazvesi’nde ilk şehid düşen sahâbî Abdullah İbni Amr İbni Harâm’dır. Babası hayatta iken 9 kız kardeşine bakmak için savaşlara katılamamıştı. Babasının vefatından sonra Peygamber Efendimiz’le birlikte 19 gazvede bulundu. Câbir radıyallahu anh, İkinci Akabe bîatına katılan 70 kişilik heyetin en küçük üyesiydi.
Habeşistan’a hicret edip Hayberʼin fethi esnâsında deniz yoluyla Peygamber Efendimiz’e gelen kâfilede, Esmâ bint-i Umeys -radıyallâhu anhâ- da bulunuyordu. (Esmâ, Meymûne Vâlidemizʼin ana bir kardeşi ve Hazret-i Câfer’in hanımı idi.)
“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir” hadisi, insanın kazanacağı sevap ve günahlar ile yakından ilgili ve son derece önemlidir. Ameller yâni yapılan işler niyete göre değer kazanır sözü, çoğu zaman organlarımızla yaptığımız işleri kapsar. Yoldaki bir taşı, insanlara zarar vermesin düşüncesiyle ve sevap kazanmak ümidiyle kaldırıp atmak bir ibadet sayılır. Birinin malını meşrû olmayan yollardan elde etmeye karar vermişken, Allah korkusuyla bu düşünceden vazgeçmek de aynı şekilde sevap kazanmaya vesile olur.
Şifâ binti Abdullah radıyallahu anhâ Mekke’de hicretten önce İslâm’la şereflenen bir hanım sahâbî!.. Cahiliye döneminde de insanlara hizmet etmeyi seven, akıllı, zekî ve fazîlet sâhibi bir hanım... Okuyarak bazı hastalıkları tedâvî eden, ağzı duâlı ve şifaya vesile olan bahtiyar bir hanımefendi...
Ümmü İshak Ganeviyye radıyallahu anha İslâm’ın ilk yıllarında, müşrik kocasına rağmen Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize teslim olup biat etmiş bir hanım sahâbî…
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, ashâb-ı kirâm arasında, kıyâmete kadar gelecek mü’minlere ışık tutan örnek bir kardeşlik bağı tesis etmiştir. Nitekim Mekke’den Medîne’ye hicret eden Muhâcirler ile Ensâr arasında gerçekleştirilen bu kardeşlik, tarihin bir benzerine daha şâhid olmadığı eşsiz bir tablodur.
Zekvan ibni Abdikays -radıyallahu anh-, Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizle Akabe’de buluşup İslam’ın nuruna kavuşan ilk yiğitlerden!.. İslam’ın ilk günlerinde Mekke’ye gelip müslüman olan Medineli sahabilerden!.. O, hem Muhacir hem de Ensar diye anılan bir bahtiyar!..
Bayram namazı hicretin birinci yılı meşrû kılınmıştır. Enes (r.a)’ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Rasûlullah (s.a.s) Medine’ye gelince, Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Hz. Peygamber’in, bu iki günün özelliğini sorması üzerine ashâb-ı kirâm; “Câhiliye döneminde bizler bu iki günde eğlenirdik” dediler. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi şöyle buyurdu: “Allah o iki günün yerine, size bunlardan daha hayırlısını vermiştir. Biri Kurban Bayramı, diğeri Ramazan Bayramı.” (Ebû Dâvud, Salât, 239; A. İbn Hanbel, III, 103, 235, 250)
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mâzî, hâl ve istikbâl boyutlarından müstağnî olduğu Mîrâc Gecesi’nde istikbâle âit birtakım ibretli vak’alar seyretmiş ve bunları mâzî sîgasıyla, yâni olmuş bir sûrette aktarmışlardır. Bununla alâkalı bir misâl de Aşere-i Mübeşşere’den olan Abdurrahmân bin Avf Hazretleri hakkındadır.