Hediye ne demektir? Sözlük ve İslami literatürdeki anlamı nedir?
Hediyeleşmek, Peygamber Efendimizin de sünneti ve tavsiyesidir. Sahâbîleri tarafından çok sevilen Rasûlullah Efendimiz hem gelen hediyeleri kabul etmiş, hem de bizzat hediyeler takdim etmiştir. Hattâ ihtiyaç ve taleplere binâen kendisine gelen hediyeyi, hemen bir başkasına hediye ettiği görülmüştür.
Peygamber Efendimizin dört Fatma’ya aldığı hediye...
Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh- [v. 654], fıtraten çok temiz yürekli ve mütevekkil bir zât idi. Her ne pahasına olursa olsun, Hicaz’dan doğacak hidâyet güneşinin işrâkı esnâsında orada bulunmak istemiş ve bunun için sayısız meşakkatlere katlanmıştı. Onun bu ibretli hayat hikâyesi, bizim için; Hakk’ı ve hakîkati aramanın, bu uğurdaki fedâkârlığın ve îmânı aşkla yaşama heyecanının canlı bir misâlidir.
Her nimet karşılığında bir şükrü gerektirir. Nimetlerin en büyüğü olan Peygamber nimeti de bundan istisna değildir. Yüce Rabbimiz lütfettiği bu nimete şükür olarak Kutlu Elçisine sık sık salat u selam getirmemizi emir buyurmuştur.
İslâmʼın yemek âdâbında, Allâhʼın adını anarak yemeğe başlayıp yine Oʼna hamd ve şükürle yemeği bitirmek tavsiye edilir.
Dinkitaplik.com, ekim ayı hediyesi olarak çekilişle 5 kişiyi bir yıllık Genç Dergisi abonesi yapıyor.
Muhammed İkbâl, Medîne’den dönen hacılara sorar: “Medîne-i Münevvere’yi ziyaret ettiniz; uhrevî Medîne çarşısından gönlünüzü ne gibi hediyelerle doldurdunuz? Getirdiğiniz maddî hediyeler; takkeler, tesbihler, seccâdeler bir müddet sonra eskiyecek, solacak. Medîne’nin solmayan, gönülleri ihyâ eden, mânevî hediyelerini getirdiniz mi? Hediyeleriniz içinde Hazret-i Ebû Bekr’in sıdk ve teslîmiyeti; Hazret-i Ömer’in adâleti; Hazret-i Osman’ın hayâ ve cömertliği; Hazret-i Ali’nin irfan ve cihâdı var mı? Bugün binbir ıztırap içinde kıvranan İslâm dünyasına gönlünüzden bir asr-ı saadet heyecanı verebilecek misiniz?..”
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hamle Kulübü üyeleri, Türk ve Suriyeli çocuklar arasında ensar ve muhacir kardeşliği oluşturmak adına "Umut Ağacı" projesini hayata geçiriyorlar.
Rivâyete göre, Şam’da yaşayan Kenânîler, özellikle de Belka Kabilesi kâfirdi ve Allah tanımazlıkta o kadar çok ileri gitmişlerdi ki, Cenab-ı Hakkın işareti ile bu zulmün bitmesi için Hazret-i Mûsâ komutanlığındaki İsrailoğulları’nın bu millet ile savaşıp zulme son vermeleri emredildi.