Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- buyurur: “Rıfk (yumuşak huyluluk)tan nasîbi olmayan kimse hayırdan mahrum kılınmıştır.” (Tirmizî, Birr, 67/2013) Af ve merhametin asıl sahibi Cenâb-ı Hak’tır. Mü’minler de gönüllerindeki Allah muhabbeti nisbetinde affedici ve merhametli olurlar.
Kabir ziyareti, İslâmî edep esaslarına riâyetle icrâ edildiğinde pek çok hayra vesîledir. Zira ölümü tefekkür neticesinde nefislerin ihtirâsının kırılacağı, insanın daha çok takvâya yönelip rikkat-i kalbe sahip olacağı ve dünyada yerli edâsıyla dolaşma gafletinden sakınacağı muhakkaktır.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz vefât ettiğinde, Ensâr ve Muhâcirler, Sakîfe’de Hazret-i Ebû Bekir’e bey’at ettiler. Bir gün sonra umûmî bir bey’at daha oldu. Böylece Peygamber Efendimiz’in en samimî dostu, yâr-ı ğâr’ı (mağara arkadaşı), kayınpederi, veziri, müsteşarı İslam tarihinin ilk halîfesi oldu.
Peygamber Efendimiz'in takva hayatı nasıldı? Efendimiz günlük hayatında nelere dikkat ederdi?
Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlerin kardeş olduğunu beyan buyurur.[1] Efendimiz de din kardeşleri arasında sağlam bir muhabbet bağı tesis edilmeden kâmil bir îmâna ulaşılamayacağını bildirir.[2]
Allah'a (c.c) ve Resulüne tam manada iman etmiş, ilklerden olmayı basaşrmış genç sahabiler... Kimisi ailesi ile kim tek başına Peygambere iman eden ve onun izinden İslam'ı sırtlanan ve taşıyan nice genç öncüler...Peki ilk müslümanlardan olan bu genç sahabî efendilerimiz kimler?
Hizmette bulunan kimseler, işleri sadece başkalarına yaptırmak şeklindeki bir üslûptan ziyâde, tesâhüb (sahiplenme) duygusuyla hizmete bizzat gönül ve güç vermelidirler. İşin bir ucundan tutmadan, sırf oturdukları yerden etrafa emirler yağdırarak hizmet yaptığını zannedenler, meselenin özünü kavrayamayan kişilerdir.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-: “Amellerin en güç olanı dört haslettir" buyuruyor.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizi tanımakla ilgili hadis-i şeriflerden ve Rasûlâllah Efendimiz'in bu husustaki ikâzından bahsediyor.
İslâmî edep ve nezâket, infâk edebilmeyi, nîmet telâkkî etmeyi gerektirir. Ayrıca veren, alana teşekkür hissiyâtı içinde olmalıdır. Çünkü onu mes’ûliyetten kurtarıp ecir kazanmasına vesîle olmaktadır.