Tefekkür, ibret ve hikmet; açlık ve hüzün hâlinde daha kolay elde edilir. Zira mide fazla dolunca, tefekkür âdeta uyuşur, gönlün hassâsiyet ve rikkati körelir. Ebû Süleyman Dârânî (r.a.) çok yiyenin kaşılaşacağı altı belayı ise şöyle açıklıyor.
Ashâb-ı kirâm hac ve umreye çok ehemmiyet verir, Kâbe’yi tavâf edebilmek için can atar ve bu ulvî ibadetleri hiç terk etmezlerdi. O mübârek beldelerin rûhânî havasını doya doya teneffüs eder, Harameyn’e nüzûl eden mânevî gıdâlarla ruhlarını doyururlardı.
İslâmî edep ve nezâket, infâk edebilmeyi, nîmet telâkkî etmeyi gerektirir. Ayrıca veren, alana teşekkür hissiyâtı içinde olmalıdır. Çünkü onu mes’ûliyetten kurtarıp ecir kazanmasına vesîle olmaktadır.
İslâm, Allâh’ın bütün insanlığa gönderdiği barış ve selâmet dînidir. Peygamber Efendimiz de Cenâb-ı Hakk’ın bütün âlemlere hediye ettiği bir Rahmet Peygamberi’dir.
Her bir zerre, hâdisenin uzmanı ve yöneticisi gibi, işine vâkıf, ama birer köle gibi tevâzuyla ve fedakârca çalışıyor… Hârikulade bir iş yap ve bir hiç gibi ortalıkta gözükme!.. Hem var ol, hem varlık iddiasında bulunma!.. İşini son derece hassas, titiz ve tâbiri câizse eşsiz bir şekilde yap, ama hiçbir ücret, karşılık ve pohpohlama bekleme!.. Bu hücrelerden alacağım çok ders var diye düşündüm, bu yazıları yazarken...
Hazret-i Âişe vâlidemize Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in en çok sevdiği kişiyi sorduklarında iki ismi bildiriyor ve ardından sebebini açıklıyor. Ramazan ayının sonlarına yaklaştığımız şu günlerde Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin sevigisi için bizler de bu sebebe sarılabiliriz.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- insan neslinin en mülâyimi idi. (Müslim, Hac, 137) Âişe vâlidemiz şöyle der: “Ahlâkı Hazret-i Peygamber’den daha güzel bir başkası yoktur. Ashâbından veya âilesinden kim O’nu çağırsa hemen, «Buyur!» derdi.