Gönlü kırık kimseleri bulup sevindirmek ve muhtaçların derdine derman olmak, Mûsâ Topbaş Efendi Hazretleri’nin büyük bir mânevî hazla îfâ ettiği ictimâî ibadetlerdendi. Şuurlu ve plânlı bir infak hayatı vardı. O âdeta tek başına bir vakıftı. Muhtelif hayır fonları vardı.
Kişinin yaptırdığı hayır müseesselerine kendi ismini vermesi caiz midir?
Rabbimizin görünür-görünmez sayısız nimetlerinden biri de hiç şüphesiz “mal sahibi olma nimeti”dir. Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in “Sâlih bir adam için mal ne güzel bir nimettir”1 ifadesi, Müslümanın malla ilişkisinin nasıl olması gerektiğine dair ince manalara işaret eder. Her nimet, saygıyı ve şükrü hakeder. Yine her bir nimetin -ilâhî ölçülere dikkat edilmeyecek olursa- yoldan çıkarıcı ve saptırıcı bir yönü de vardır. Öyleyse mala-mülke düşman olmak ya da ondan nefret etmek değil, onu doğru bir şekilde değerlendirecek “sâlih adam” olmak esastır.
Günümüzde hayır ve iyilik yapılması gereken birçok kişi, İslâmî ve ictimâî kuruluş vardır. Hayır yapmak isteyen ve lâyık olanı arayan hayırseverler de bulunmaktadır. Bunlara öncülük ve aracılık yapmak, Müslümanların görevleri olmalıdır. Özellikle büyük yerleşim birimlerinde, bunu organize eden hayır kurumları ve vakıfların bulunması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu müesseseleri samimiyetle yaşatmak ve toplumun hizmetinde kullanmak, küçümsenmeyecek hayırlardandır.
İslam’ın emrettiği her şey ve hayrın her türlüsü iyiliktir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Bir iyiliğe öncülük eden kimseye o iyiliği yapanın ecri gibi sevap vardır.” buyuruyor.
Muhtâcın bize gelip de ihtiyacını arz etmesini, Hakk’ın bize husûsî bir lûtfu olarak telâkkî etmek ve bunu Hakk’a kulluk şerefi bilmek gerekir.
Kur’ân-ı Kerîm’de yolda kalmışlara ve yolculara yardımcı olunması, Rabbimizin sık sık dikkat çektiği hayırlardandır. Ecdâdımız bu mesajı doğru anlamış ve bu uğurda nice müesseseler oluşturmuştur. Yolculuk, bir anlamda gurbette garip olmaktır. Mahzunlaşmaktır. Mahzunun yanında olmak ise her zaman büyük bir hayırdır.
En büyük hayırlardan biri, bir insan ihyâsı ve inşâsıdır. Zira biliyoruz ki “Bir insanı diriltmek, bütün insanlığı diriltmek gibidir.” (Mâide 5/32) İnsanı diriltecek nefha ise, gönlü diri ve heyecan dolu samimi bir insandan üflenecek nefhadır.
Şeytanın ilk ameli kibir sâikıyla Haktan yüz çevirmesiydi. Unutmayın ki bununla paralel düşenler de şeytan gibi merdûd (reddolunmuş) ve makhûr (kahrolunmuş) olmaktan kurtulamazlar.