Ebû’l-Hasan Harakani Hazretleri nefsi arındırıp kemâle erdirmenin yollarını anlatıyor.
Dünya nîmetlerine takılıp kalmak, onun fânî ve anlık zevk u safâsı için sonsuz bir saâdet imkânını zâyî etmek gibidir. Tıpkı Yûsuf -aleyhisselâm-’ı kuyuda bulup o ulvî nasîbi üç kuruşluk dünya menfaatine satan gâfil kervancıların hâli gibi.
Cenâb-ı Hakk’ın insanda bulunmasını murâd ettiği güzel ahlâk, en güzel hâliyle Peygamberimiz’in şahsında kemâle ulaşmıştır.
İnsanın iç âleminde hem Hazret-i Mûsâ ve hem de Fir’avun bulunmaktadır; o hâlde kendimizi tanımak için tarihte sâbit olmuş hakikatleri ile hayrın ve şerrin bu iki temsilcisini hatırlamak faydalı olacaktır.
Hasetçi, hased ettiği kimseye karşı, kin, hâinlik, intikam, hîle, ayıplama ve kötüleme gibi aşağılık hisler içinde çırpınır durur. Fânî ömrünü hülyâlar ve kuruntular içinde ziyân eder. Etrâfına zehir saçar. Hazret-i Mevlânâ, insanın iç âlemindeki bu iğrenç ve helâk edici vasfı, müşahhas bir misâl ile şöyle hikâye eder.
Kişide, hased illetinin mevcûdiyetini gösteren ilk alâmet, hased ettiği kimseden nîmetin zevâlini arzu etmek, nîmetin zevâlini gördüğünde ise kalb rahatlığı ve sevinç duyarak bir bayram havası içinde yaşamaktır.
“Manevî büyüklere haset ederek, onları küçültmek isteyenlerin hasedi, kendileri için ebedî, sonsuz bir ölüm olmaz mı? Bu yüzdendir ki; «Her haset edenin hasedi, onun yaptığı iyilikleri, ibadeti yakar.» denmiştir.”
Hased, ilâhî nimetlerin bu sûretle tevzîine bir itiraz mânâsını taşır ki, bu da Allâh’a karşı en büyük küstahlıktır. Bu küstahlıktan da öte, ilâhî nimetlerin eşit bir sûrette tevzî edilmemiş bulunmamasındaki hikmeti kavramamaktır.
Hazret-i Mevlânâ, “Hak yolunda yürürken…” ibâresiyle başlamak sûretiyle hasedin, müminde de bulunabileceğine işaret ediyor. Bu demektir ki, îmân sahibi olmak, “İnandım!” demekle hased bertaraf edilemez.
Nefsin yedi kötü sıfatı vardır. İşte o sıfatlar...