Felçle sınanan bedeniyle kalbini Rabbine açan merhume Züleyha (Özkan) Abla, nasıl bir muhabbet ve teslimiyetle hayatın sınırlarını aştı? Halime Demireşik’in, genç yaşta felçle imtihan edilen merhume Züleyha Abla’nın ilâhî teslimiyet hikâyesini anlattığı röportaj burada…
Altınoluk dergisi yazarı Halime Demireşik'in Afra Nazan Boyraz Hanımefendi ile gerçekleştirdiği röportaj...
Halime Demireşik’in hidayet öyküleri, Genç Dergisi’ne bu yıl abone olacaklara verdiği bir hediye kitap oldu. Zarif kapağı, dolu dolu içeriği ve güzel bir mizanpajla hazırlanmış kitap, geniş bir önsözün ardından “Hidayet Nasip midir, Gayret mi?” başlıklı bir giriş yazısıyla devam ediyor. Daha sonra Türkiye’den ve Dünya’nın dört bir tarafından İslâm’ı arayan, bulan ve İslâm’da kendini bulan insanların duyguları, düşünceleri ve hatıraları paylaşılmış.
Üç Fatıma'nın yaşadığı hayatla bize anlattıkları...
On üç yaşından beri İslâm’ı yaşamak için gayret vermiş. İslâm’ı konuşmak yerine temsil etmeyi seçmiş, tesettürüyle sessiz bir dâvetçi olmuş. Sevda Hanım, bu ayki misafirimiz... Özellikle idealist genç kızlarımıza yol gösterecek bir röportaj… Buyurun içimizdeki İslâm’ı sorgulamaya…
Her insanın hayatı kendi tâkati nisbetince imtihanlarla dolu… Kimi buna kader diyor, kimi imtihan, kimi depresyon, kimi de “âmu’l-hüzn” yani “hüzün yılı” diyor.
Rabbimiz, insanları samimiyet testlerinden geçirip imtihan ediyor; mü’minle kâfiri, mücâhid ile tembeli ayıracak, onlarca imtihandan geçiriyor. Elbette bu imtihanları kazananlarla kaybedenler de bir olmaz. Zira bu, Allâh’ın adâletine aykırı…
Aralık ayıyla birlikte, ömür nasibimizden bir yılı daha bitirmek üzereyiz. Küçükler, Allah ömür verirse, bir yaş daha büyüyecek; biz büyükler, yaşlanmaya bir adım daha yaklaşacağız. Yeni bir yılı, kimi insan müjde sayarken, kimileri ise bir ürperti sebebi olarak görür.
Bugün, “Sünnet-i Seniyye”yi devreden çıkarmak, Siyer-i Nebî’yi ve hadîs-i şerîfleri küçümsemek ve dışlamak şeklinde bir anlayış var. Kur’ân’ın her şeye yettiğini/yeteceğini, Kur’ân’dan başka hiçbir şeyin bize sağlam ulaşmadığını, Kur’ân’ı da “kendimize iniyormuş gibi” ancak sadece kendi aklımız, bilgimiz ve tecrübelerimizle anlamamız ve yaşamamız gerektiğini söyleyen sapık bir anlayış…
Âdem -aleyhisselâm- güzelliklerin içinde, Rabbinden o an cennette olmayan bir şeyi istedi ve o istediği şeye de hasret duydu. Neydi cennette bile özlenen? Yokluğu cennette bile fark edilen?