Kâmil mü’minler; sabırlı, mütebessim ve insanların dertlerini omuzlamaya tahammüllü kimselerdir.
Hayır ve hasenatta birbiriyle yarışan Osmanlı devlet adamları infâk kültürünün en güzel numûnelerini sergiledi. Osmanlı Devleti’nin “hayır”da ve sadaka hassâsiyetinde zirve şahsiyeti Fatih Sultan Mehmet, infâk kültürünün en zarif örneklerini verdi.
Kulluk edebini lâyıkıyla yaşayanlar, bütün güzelliklerin Hak’tan, bütün kusurlarınsa kendi nefislerinden kaynaklandığı şuuruna ererler.
İhlâstan mahrum gönüllerin riyâ ve gösteriş gibi marazlarla bulanık hayırları hiçbir değer ifâde etmez. Bu hususta en büyük tehlike, infâk edenin nefsine bir pay çıkarması veya yaptığı hayrı fânî menfaat düşünceleriyle gölgelemesidir.
Cenâb-ı Hak, niyeti hâlis olanın, azını çok eyler. Küçücük bir hayrı sebebiyle kulunu büyük mükâfatlara nâil kılar. Bunun içindir ki ihlâsla verilen bir dirhem, gönülsüz verilen binlerce dirhemden kıymetlidir. Yani infâk edilen meblâğın çokluğu veya azlığı değil, sahip olunan imkâna kıyasla ne nisbette olduğu, ne kadar gönülden ve hâlis niyetle verildiği mühimdir.
Sahâbe neslinin büyük bir îman vecdi içinde kendilerini Allâh’a adamalarının bir benzerini yakın tarihimizin Çanakkale muhârebeleri safhasında, sînesi îmanla dolu Mehmetçik sergilemiştir.
Mü’minlere karşı idârî mes’ûliyeti bulunanların sahip olmaları gereken kardeşlik hassâsiyeti nasıl olmalıdır?
Toplu olduğunuz müddetçe kimse sizi yenemez; lâkin ayrılırsanız, çabuk kırılır ve bozguna uğrarsınız.
Allah için olan hakîkî kardeşlik, farklı bedenlerin bir kalp ile yaşaması gibidir.
Peygamber Efendimiz’e nasıl kardeş olunur?