Hak dostlarından Hasan-ı Basrî Hazretlerinin kuraklıktan, fakirlikten, tarlasının verimsizliğinden ve çocuğunun olmayışından yakınan ve himmet isteyen dört kişiye verdiği tavsiye.
Dînî ilimlerin tahsilinde, öncelikle kalbe seviye kazandıracak mânevî terbiye ve takvâ eğitimine ağırlık verilmesi elzemdir. Zira kişiyi Hak katında makbul kılan, dînî tahsil diploması değil, kalbindeki takvâsıdır.
Muhabbetin en büyük göstergesi, fedakârlıktır. Herhangi bir insanın şahsî bir menfaati, gecenin bir yarısında kalkmasını îcâb ettirse, o kimse ne yapıp eder, o saatte muhakkak uykusunu bölüp kalkar.
Saâdetin ilk şartı, Allâhʼa kul olmaktır. Hakʼtan uzak kalanların; keyfince yaşayıp dünyanın tadını çıkarmak diye anladıkları saâdet, îmanlı gönüller için acı bir aldanış ve sefâlettir. Dünya nîmetleri, sahibine âhiret ışığı olmalıdır. Dünyadaki fânî imkânları, âhiretin sonsuz saâdet sermâyesi yapabilmekten daha büyük bir hüner olamaz.
Şeyh Sâdî buyurur: “Yoldan çıkmış zavallı bir câhil, günahtan çekinmeyen bilgili kimseden daha iyidir. Çünkü câhil, körlüğü sebebiyle yoldan çıkmıştır. Bilen kimse ise iki gözü gördüğü hâlde kuyuya düşmüştür.”
Şeyh Sâdi’nin eserlerinde zikrettiği kıssaları bir hikâye olarak değil, bir hikmet dersi olarak dinlemek lâzımdır.
Takvâdan uzak bir dînî tahsil; ilâhî hakîkatleri dahî nefsânî kaygılarla değerlendiren, “din âlimi” etiketli “din tahripçileri”nin ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
Rahmet Peygamberi, kendisini taşlayan Tâiflilerin helâk olmaları için bedduâ etmek yerine, hidâyetle şereflenmeleri için duâ etmişti. Amcası Hazret-i Hamza’yı şehîd eden Vahşî’yi ve onu azmettiren Hind’i dahî affetmişti.
Temiz bir bardakta bulunan saf ve berrak bir suya bir damla necâset düştüğünde, nasıl ki o su, bütün sâfiyet ve kıymetini kaybederse; Allâhʼın kullarını küçük görerek dolaylı yoldan büyüklenmek de kulun Hak katındaki değerini yok eder.
Mü'min, dinin zahiri ve batıni hükümlerine riayet neticesinde kemale erer.