Gece İbadetine Nasıl Kalkılır?

Muhabbetin en büyük göstergesi, fedakârlıktır. Herhangi bir insanın şahsî bir menfaati, gecenin bir yarısında kalkmasını îcâb ettirse, o kimse ne yapıp eder, o saatte muhakkak uykusunu bölüp kalkar.

Cenâb-ı Hak da biz kullarını, seher vakitlerinde buluşmaya davet ediyor. Âyet-i kerîmede:

(O müttakî kullar) geceleri pek az uyurlardı, seher vakitlerinde de istiğfâr ederlerdi.” (ez-Zâriyât, 17-18) buyuruyor.

Demek ki ilâhî af kapılarının açıldığı seherler, Rabbimizʼe muhabbetimizin de test edildiği müstesnâ lûtuf vakitlerindendir.

HOROZLAR SENDEN DAHA AKILLI OLMASIN

Lokman -aleyhisselâm- buyurur:

“Ey oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın! O her sabah, zikir ve tesbîh ediyor, sen ise uyuyorsun!” 

Ne ibretlidir ki Cenâb-ı Hak bizlere bir îkaz vesîlesi olsun diye, birçok hayvanâtı bile gecenin en feyizli vakti olan seherlerde uyandırıyor. Ahsen-i takvîm olarak yaratılıp mahlûkâtın en şereflisi kılınan insanoğlunun bu vakitten gâfil kalması ne hazindir!

Seher vakitleri, zihnin ve kalbin berrak; idrak ve ifâdenin keskin; hâfızanın kuvvetli; mânevî yollarda ilerlemenin sür’atli olduğu müstesnâ zamanlardır.

Cenâb-ı Hak seherlerde îfâ edilen zikre, sâir zamanlardaki zikirden çok daha fazla kıymet vermektedir. Zira yatağın âdeta bir mıknatıs gibi insanı kendine çektiği bir vakitte ibadetle meşgul olabilmek, diğer zamanlara göre daha zordur. Bu sebeple seherleri ihyâ -tâbir câizse- her kişinin değil er kişinin kârıdır.

SEHER VAKİTLERİ NEDEN ÖNEMLİ

Seherler; tatlı uykuyu sırf Allah rızâsı için terk ederek ilâhî huzûra, yalnızca aşk-ı ilâhî sebebiyle baş koyma zamanıdır. Bu sebepledir ki kulun Rabbine duyduğu hâlisâne muhabbetin apaçık bir ifâdesidir. Rabbini kâmil mânâda seven bir müʼminin, derin bir gaflet içinde sabahlara kadar uyuması düşünülemez!

Seherlerdeki namaz, duâ, istiğfar, kelime-i tevhîd, salevât-ı şerîfe, tefekkür- i mevt ve diğer zikirler, rûha verilen en feyizli gıdâlardır. Kendimizi gafletten muhafaza edebilmek için, gündüzlere de bu mânevî enerji ile girebilmek pek mühimdir.

Gönüldeki Allah muhabbetinin seviyesi ne kadarsa, muhakkak ki gece namazına ve tesbîhâtına rağbet de o derecede tezâhür eder.

GECE İBADETİNE NASIL KALKILIR?

Bir kimse İbrahim bin Edhem Hazretleri’ne:

“–Gece ibadetine kalkamıyorum, bana bir çâre öğret.” deyince şu cevâbı alır:

“–Gündüzleri Allâh’a isyan etme; geceleri O seni huzûrunda durdurur. Geceleyin O’nun huzûrunda bulunmak, yüce bir şereftir. Günahkârlar bu şerefi hak edemezler!” 

Gece ibadetinin mânevî hazzını ve feyzini tadan sâlih zâtlar, seherlerin hiç bitmemesini arzu etmiş, tefekkür-i mevtte derinleşmenin getirdiği hissiyât ile de; “Ben ölümden korkmazdım, lâkin o, benimle gece namazımın arasına girmektedir.” demişlerdir.

Hakîkaten herkes uyurken ibadetle meşgul olmak, Rabbimizin çok husûsî muhabbet ve mârifet meclisine kabûl edilen seçilmiş kullarından olmak demektir. Bu sebeple gönül ehli nazarında seherlerden daha feyizli bir zaman olamaz.

GECE İBÂDETİ HAKKINDA ÂYET-İ KERİMELER

Bu hususta âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“Gecenin bir kısmında O’na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbîh et! Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (kıyâmet ve âhireti) ihmâl ediyorlar.”(el-İnsan, 26-27)

(O müttakî kimseler, geceleri namaz kılmak ve istiğfâr etmek için) yanlarını (tatlı) yataklarından kaldırırlar. Rabʼlerine, azâbından korkarak ve rahmetini umarak duâ ederler...” (es-Secde, 16)

(O müttakîler) geceleri pek az uyurlar, seher vakitlerinde de istiğfâra devam ederlerdi.” (ez-Zâriyât, 17-18)

ALLAH'A YAKLAŞMAYA VESİLE

Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de seherlerin gönül feyzinden mahrum kalmamamız için şu tavsiyede bulunmuşlardır:

“Gece ibadetine dikkat ediniz! Çünkü o, sizden önceki sâlih kimselerin âdetidir. Şüphesiz gece ibadete kalkmak, Allâh’a yaklaşmaya vesîledir. (Bu ibadet) günahlardan alıkoyar, hatâlara kefâret olur ve bedenden dertleri giderir.” (Tirmizî, Deavât, 101)

Seher vakitlerini ibadetle ihyâ etmekten geri kalmak ise, mühim bir kayıp ve hüsrandır.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarından Hikmetler, Erkam Yayınları

GECE İBADETİNE KALKMA REÇETESİ

GECE İBADETİNE KALKMAK GÜNAHLAR ALTINDA EZİLEN KİŞİYE AĞIR GELİR

BENZER HABERLER

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.