Kâmil bir müʼminin fârik vasıflarından biri de geçim ehli olmasıdır. Nitekim Efendimiz r-sallâllahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Mü’min, başkalarıyla ülfet eder (hoş geçinir) ve kendisiyle ülfet edilir. Kimseyle ülfet etmeyen ve kendisiyle de ülfet edilmeyen kişide hayır yoktur.” (Ahmed, II, 400, V, 335)
Cenâb-ı Hak bütün ilimleri, kendisinin bilinmesine bir vâsıta olarak halk etmiştir. Diri kalpler için her ilim; sebepten müsebbibe, eserden müessire, sanattan sanatkâra götüren bir vesîledir.
Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri der ki: “Dünyanın bir günü, âhiretin bin senesinden hayırlıdır. Çünkü dünyanın bir gününde rızâ-yı ilâhîyi tahsil etme imkânı vardır. Âhirette ise dünyadaki gibi amel-i sâlihler yapıp da kazanma imkânı yoktur. Orada sadece ömrün hesabı vardır.”
Beslenme ihtiyacı karşılanırken gıdaların helâl olması, insanın manevî istikameti için çok mühim bir vesiledir.
Tasavvufi terbiyeyi Müslümanın gönül kıvamı için hayati önemde gören ve bu anlamda bir misyonu olan Altınoluk Dergisi bu ay dosya konusu olarak Kutlu Doğum mevsiminde gönüllerimizi yoklama çağrısı yapıyor: "Gönül Bağımız Kopmasın".
Ölüm meleğiyle mutlak olan randevumuz acabâ hangi manzara içinde gerçekleşecek? Onunla secde hâlinde mi, yoksa yanlış bir hareket ânında mı karşılaşacağız? Sık sık tefekkür etmeliyiz ki, dilimizden dökülen son cümle acabâ ne olacak?..
Fahr-i Kâinât Efendimizʼi Hazret-i EbûBekir de gördü Ebû Cehil de. Fakat göz, gönle bir gözlük mesâbesindedir ve asıl gören; gönüldür.
Fânî dünya metâını elde etmek için ebedî saâdet mekânı olan âhireti satmak, ne hazin bir aldanış ve ne fecî bir ahmaklıktır.
Varlıklı kimselerin de gönül huzuru ve rûhî muvâzeneleri için; fakir-fukarayı koruyup gözetmeleri, mâtemlerin civarında bulunmaları, sefâlet manzaralarını görüp ibret almaları elzemdir. Aksi hâlde varlıklı insanlar, şefkat ve merhameti unutarak kasvet-i kalbe müptelâ olmaktan kurtulamazlar.