İmam Rabbânî Hazretleri her namazdan sonra okunması gereken sureyi bizlere haber veriyor.
İhlâstan mahrum gönüllerin riyâ ve gösteriş gibi marazlarla bulanık hayırları hiçbir değer ifâde etmez. Bu hususta en büyük tehlike, infâk edenin nefsine bir pay çıkarması veya yaptığı hayrı fânî menfaat düşünceleriyle gölgelemesidir.
Münâfıkların fitne ve fesatları netîcesinde vukû bulan İfk Hâdisesi’nde uzun müddet sıkıntı ve meşakkatlere mâruz kalan Allâh Resûlü, hanımlarından Zeyneb bint-i Cahş ve Hazret-i Âişe’nin câriyesi Berîre (r.a.) ile istişâre etmiş, onların Âişe vâlidemiz hakkındaki fikirlerini sormuştu. İkisi de hüsn-i şehâdette bulundular.
Peygamber Efendimiz’in hayâtı, insanoğlunun başına gelebilecek hemen hemen her hâdise için örnek alınabilecek davranış güzellikleriyle doludur. Yeter ki, O’nu yakından tanıyıp, Sünnet-i Seniyyesi muhtezâsınca yaşama gayreti içinde olalım.
Menâkıpnâmelerde nice irfan ehlinin, nefislerindeki varlık vehmini sıfırlamak için halkın nazarında kendilerini küçük düşürecek bir takım uygulamalara tâbi tutuldukları hikaye edilir.
Şahsiyeti yücelten dinamiklerin zeminini tevâzu oluşturur.
Şahsiyet dilimizin en zor kazanılan temel dinamiklerinden beşincisi, “güven duyulan bir kişilik kalitesi”ne erişmektir. Kaliteli bir dostluk, babalık, annelik, patronluk, yöneticilik ve liderlik, ancak güven temelleri üzerine bina edilebilir.
Ramazan ayında siz oruç tutarken biri size çirkin söz söyler veya çatarsa o kişi ile çekişmeyin. Hadis-i şerifte buyrulduğu üzere şöyle söylesin: “Hiçbiriniz (bilhassa) oruçlu olduğu gün, çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri, kendisine söver veya çatarsa; «ben oruçluyum» desin.” (Buhârî, Savm, 9)
Şahsiyet dilimizi cömertlik iksiriyle sulamadan özde, sözde ve işte bereket beklentisi, ham bir hayalden ibarettir.
Cenâb-ı Hak mü'minleri, en fecî hastalık olan Hak’tan gâfil kalmaktan sakındırır, kullarına yakınlığını ve her an onlarla beraber olduğunu buyurur.