Hediye vermek; kerem, cömertlik ve ihsan duygularının bir meyvesi ve güzel ahlâkın alâmetidir.
Müslümanların îtikadları tevhîd üzere, ibâdetleri birlik ve beraberlik esâsına dayalı, muâmeleleri de “ittihâd”ı, yâni birliği temin maksadına mâtuftur.
İslâm dîni, mü’minleri şahsiyet bakımından olgunlaştırıp terakkî ettirmekle berâber, toplumun da huzur ve selâmetini sağlamak üzere ulvî prensipler getirmiştir.
İçtimâî sulh ve sükûnun temininde hayır hasenatın mühim bir yeri vardır. Müslümanlar arasındaki yardımlaşma, cömertlik, diğergâmlık, affedicilik mü’minlerin topluca ve tek yürek hâlinde yaşamalarını sağlar.
İslâm, her insanın yapabileceği bir yardım yolu göstermiştir. Dolayısıyla kuvvetli-zayıf, zengin-fakir her Müslümanın yapabileceği bir iyilik, hayır ve yardım mutlaka mevcuttur.
İslam’da yardım isteyene yardım etmek, Müslümanın boynuna borçtur.
Cömertlik, elde var olanı ondan mahrum olanla paylaşmaktır. Cömertliğin zirvesi ise îsârdır.
Hassas ve rakik bir gönle sâhip olmak ve Allâh’ın kullarını incitmekten sakınmak, her zaman için en kazançlı yoldur.
Kimseyi incitmemek insanın elindedir. Bir de kimseden incinmemek vardır ki, o daha zordur. Zîrâ irâde ile kalbe hâkim olmak pek müşkildir. Dolayısıyla incitmemek yolun başlangıcı ise, incinmemek de sonudur. İkisi arasında katedilmesi gereken uzun mesâfeler vardır. Bu yollarda ilerleyebilmek, büyük bir gayret ve mücâhede ister.
Yeri gelir, komşu, yakın akrabâdan daha çabuk yardıma koşar. İnsanın derdini ve sevincini herkesten önce komşusu paylaşır. Bu sebeple; “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” darb-ı meseli ne kadar mühim bir hakîkati ifâde etmektedir.