Mü’minler, kendilerine Kur’ân okunduğunda veya âyet-i kerîmelerle nasihat edildiğinde, hemen dikkat kesilir, onu can kulağıyla dinler, üzerinde düşünür ve itaat ederler.
Başka gönüllerde yaşayanlar, âdeta o gönüller tarafından sürekli beslenirler. Hele bu gönüller, Allah adamlarının ve mahzun kimselerin gönülleri ise o zaman kişisel kalitemizin cevheri adeta kristalleşir, eşsiz bir kıymet kazanır.
Gerçek mü'minler altı şeyden korkarlar.
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi’nin, insanlığı kötülük ve şerden uzaklaştırarak güzellik ve hayra dâvet emenin, bir bakıma Hakk’a îmânın mihenk taşı mevkiînde olduğunu ihtâr eden yazısının bir kısmını istifadelerinize sunuyoruz.
Resûlullâh’ın, vefâtına sebep olan hastalığı esnâsında bile titizlik gösterdiği en mühim hususlardan biri cemaatle namaz olmuştur. İşte Peygamberimizin son namazları...
Siyer, âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah’ın elçisi ve son peygamberi Hz. Muhammed -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in hayatını konu edinen bir ilim sahasıdır. Biz de bu ilme gönül vermiş âlimlerin hazırladığı Siyer-i Nebî kitaplarını sizler için derledik.
Allah’ın muhabbetine ancak, O’nun Resulü’ne itaat, teslimiyet ve bilhassa muhabbet yolundan ulaşabiliriz. Bu yolda en ufak bir ihmâl, tereddüt veya şüphesi olana, ilâhî muhabbet kapısı kapalı kalır.
“Allah” diyen duygulu bir kalp ile bir hak çiğnenemez, bir gönle diken batırılamaz. Katılık, kalbe garazkârlıktır. Onun başladığı yerde dinî duygular zaafa uğrar. Kalpsiz okunan bir Kur’ân’dan ne anlaşılabilir?
İnsan için Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ını idrâk etmek mümkün değildir. Zira beşerî ilmin yolu, havâss-ı hamse/beş duyu, akıl ve kalptir. Bütün bu idrak kâbiliyetlerinin kudreti ise sınırlıdır. Kudret ve selâhiyeti sınırlı olan bir vâsıtayla da Bâkî, Mutlak, Ezelî ve Ebedî olan bir varlık kavranamaz. Mahdut olan vâsıtayla olan idrak, ancak mahdut olarak gerçekleşebilir.
Mahşer gününde mü’minler konuştuğu her şeyden hesaba çekilecek midir? Hadis-i şeriflerde mü’minin konuşmasının hükmü...