Dünyevî meşgaleler içinde kaybolmadan, daima Hak ile kalabilmenin, yani “Halvet der Encümen” sırrına ermenin yolu nedir? Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’nin talebesinden, dış görünüşün ardındaki manevi gerçeğe dair ibretlik bir ders.
Manevi terbiye nasıl olur? Peygamberlerin manevi terbiye metotları nasıldı? Halk içinde hak ile beraber olmak hangi tasavvufi ekole aittir?
“El kârda, gönül Yâr’da” olduktan sonra, servet ve zenginliğin hiçbir zararı yoktur. Dünya ile meşgul olmak değil, onu Hakk’a kulluğa perde etmek mahzurludur. Yanlış olan, vâsıtayı gâye hâline getirmektir.
Rabt-ı kalp, gönlün ilâhî tevfik ve rabbânî destek bağı ile bağlanması demektir. Bu sâyede kalp rabbinin zikrine bağlanır. O’nun hoşnud olduğu şeyleri zevkle yapar hâle gelir. Kalp zikre bağlanınca itminana erer ve “El kârda gönül Yar’da” hükmünün mânâsı tecelli eder. Bu yüzden elin ne ile uğraştığından çok gönlün ne ile meşgul olduğu önemlidir. Çünkü “dervişin zikri ne ise fikri de odur.
Sırf kendini kurtarmaya çalışan, başkalarının manevi kurtuluşuna hizmet etmeyenler, gönül insanı sayılamaz. Gönül adamı adı üstünde kalbini ihya etmiş, yaratılanı Yaratandan ötürü sevmiştir. Kendindeki güzellikleri başkaları ile paylaşmaya hazırdır gönül insanı. Nitekim İmam-ı Rabbani, Mevlana Celaleddin Rumi, Hace Bahuddin Nakşibend, Aziz Mahmud Hüdayi gibi hakka vasıl olan gönül ehli hep başka gönülleri inşa etmenin derdinde olmuşlardır.
Bugün, âhir zaman fitnelerinin her yanı sardığı bir vasatta yaşıyoruz. Günümüzde fert ve toplumun en büyük hastalığı, “dünyevîleşme”. Zira televizyon, internet, reklâmlar, modalar, materyalist düşünce, kapitalist sistem, her bir yandan insana âdeta “âhiretsiz bir dünya” telkininde bulunuyor.
Gönül erlerinin işi nedir?
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur: “Şunu bilin ki hakîkatte dünya, geçici bir gölge ve kul ile Mevlâsı arasına giren bir perdedir. Kalbinde zerre miktârı dünya muhabbeti bulunan kişi, hakîkî kul sayılmaz. Dünyayı kabuğuyla ve özüyle birlikte (kalbinden) atmayan kişi makbûl değildir.”[1]