Şam’da kadılık yapan Ebu’d-Derdâ Hazretleri'nin başından geçen ibretlik hadise...
Selmân -radıyallâhu anh- çok yer gezip farklı tecrübeler elde ettiği için geniş bir kültüre sahipti. Feraseti ile Hendek Harbi’nde hendeğin kazılmasını, Tâif kuşatmasında da mancınık ve debbâbe[3] kullanmayı tavsiye etmiş ve bunların yapımını bizzat gerçekleştirmiştir.
İslâm, cehâletin her çeşidini reddetmiş ve kınamıştır. Çünkü cehâletin her türünde küfür ve isyandan bir hisse vardır.
Dînin gâyesi; zarif, güzel ve hassas insanlar yetiştirmektir. Kâmil mü’minler, güler yüzleriyle bütün varlıklara tebessüm hâlindedirler. Onların gönül âlemleri, bütün mahlûkâta bir rahmet dergâhı hâlinde açılmıştır. Zira Hâlıkʼın şefkat nazarıyla mahlûkâta bakış tarzı kazanan kâmil mü’minler; açan çiçeklerin, öten kuşların, meyveli ağaçların hikmetinde derinleşerek çiçekler gibi ince ruhlu ve nâzik; meyveli ağaçlar gibi cömert ve ikram sahibi olurlar.
Hayır; mal ve evlât çokluğuyla değildir. Asıl hayr, hilminin artması ve ilminin sana fayda vermesidir. Bulunduğu mekân insana ibadet sevâbı kazandırmaz. Sen Allâh’ı görüyormuş gibi ibadet et ve kendini ölülerden say!
Selmân -radıyallâhu anh- din kardeşliği hukûkuna çok riâyet ederdi. Hattâ vâlisi olduğu Medâin’den tâ Şam’a kadar yürüyerek gidip kardeşi Ebu’d-Derdâ’yı ziyarette bulunurdu.
Peygamber Efendimiz ve Halîfeler, İslâm dünyasının muhtelif merkezlerine pek çok âlim sahâbîyi hoca olarak gönderdi. Onlar insanlara Kur’ân’ı ve sünneti öğretiyorlardı.[1]
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ve halîfeleri, Kur’ân-ı Kerîm’i uzak bölgelerde de öğretebilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Bu meyanda, pek çok âlim sahâbîyi İslâm dünyasının muhtelif merkezlerine hoca olarak göndermişlerdir.
İnsanoğlu, mahlûkât içinde en mükerrem olarak yaratılmıştır. Güçlü-güçsüz, sıhhatli-sıhhatsiz, bilgili-bilgisiz, zengin-fakir gibi fertler arasındaki farklılaşma ve kademeleşme ise, toplum nizâmnın te’sîsi ve ictimâî hayâtın âhengini te’mîn içindir. Bu kademeleşmede ehemmiyetli bir yer teşkil eden zenginlik ve fakirlik, birbirine zıt iki iktisâdî durumdur.
Allah Teala’nın bildirdiği, Rasulullah Efendimizin nezih hayatına yansıyan ölçüler dışında Müslümanlık yok. Her Müslüman ve her İslam toplumu, bugün, yarın ve tüm zamanlarda, Kur’an ve Rasulullah muvâzenesinde bir İslam kişiliği ile donanmak zorunda. Onun adı da “Rahmet Peygamberinin ümmeti rahmet insanı” olmaktır.