Bugün İslâm toplumları olarak en acı kaybımız, herhalde insaniyetimiz, değerlerimiz, edebimiz, kalitemiz ve nihâyet medeniyetimizdir. Müslümanlar olarak İslâm’ın izzetini kuşanamadığımızı itiraf etmek durumundayız.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sadece kendilerine mahsus bir fazîlet olmak üzere, dünyalık nâmına bir şey saklamaz, elinde ne varsa onu Allah yolunda harcardı.
Beşerî sistemlerde mülk, ya topluma ya da fertlere âittir. İslâmda ise; “mülk Allâh'a âit”tir. Cenâb-ı Hak, bir emanet olarak verdiği malı-mülkü nasıl kullandığımız hususunda, biz kullarını dâimâ imtihan etmektedir. Bu imtihanda en çok düşülen iki büyük hatâ ise; “israf” ve “cimrilik”tir.
Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-, asıl zenginliğin, mal çokluğu ile değil, gönül zenginliği ile olduğunu belirtmişlerdir. Gerçek müminler de, bu zenginlik nîmetine sâhip olup infakta bulunanlardır.
Vazife, isteyene değil, liyâkat kesbedene verilmelidir. Hatır için ya da başka mülahazalarla yapılan tayinler ve görevlendirmeler, kul hakkına giren meselelerdir.
Kul hakkı mevzuunda titizlik gösterilmesi gereken hususlardan biri de komşu hakkıdır. Cenâb-ı Hak, komşu hukûkuna riâyeti ısrarla emretmiştir. Zîrâ insan, akrabâlarından çok, komşularıyla beraberdir.
Duhâ namazını önemli kılan şey nedir? Duhâ (kuşluk) namazını kılmanın faziletleri nelerdir?
İnsanoğluna sayılı günler hâlinde lutfedilmiş olan hayat nîmeti, ilâhî bir imtihan vesîlesidir. Akıllı insan, bu kıymetli ve mahdut imkânı en güzel şekilde ve dolu dolu geçirmenin yollarını arar.
Fakir ve mahrum insanların yaralarını sararak onlara huzur bahşeden bir tesellî sunabilmenin en mükemmel tezâhürleri, hiç şüphesiz ki Fahr-i Kâinât -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in örnek hayatında müşâhede edilebilir.
Zor dönemlerden geçiyoruz. Asırlar öncesinden anlatılan, şerlerinden emin olmak için duâlar yapılan, sağlam kulplara sarılıp evlerimize çekilmemiz tavsiye edilen “şedîd” zamanlardayız…