Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sadece kendilerine mahsus bir fazîlet olmak üzere, dünyalık nâmına bir şey saklamaz, elinde ne varsa onu Allah yolunda harcardı.
Hakk’ı gerçek sevenlere, hakîkaten dünya, cennet hâline gelir; çünkü onların gönüllerini Allah sevgisi öyle ihâta eder ki, abes hiç birşey göremezler. Severler, severler, severler gene severler, sevgi sözünden başka her konu onları, sıkar sıkar, huzurlarını alır.
Almanya’da yaşayan Müslümanlarla Alman devleti arasında bir iletişim ve diyalog mekanizması olduğunu iddia eden devlete bağlı İslam Konferansı, kendine yeni bir görev tanımı yaptı: “İslam’ı yeniden tanımlamak”.
Mal ile ilişkimizin bir dindarlık göstergemiz olacağını asla unutamayız. Ölçüsüz yeme içme sadece bedene zarar açısından düşünülemez. Aynı zamanda nimetler üzerindeki savurganlık olarak da bizi yıpratmaktadır. Mesken, binek vasıtası üzerindeki harcamalarımızın ne kadar gerekli ve tabii ne kadar da şeytanın kardeşleri olmaya zemin oluşturacak bir savurganlık olduğu gözden kaçmayacak bir işarettir.
Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-, asıl zenginliğin, mal çokluğu ile değil, gönül zenginliği ile olduğunu belirtmişlerdir. Gerçek müminler de, bu zenginlik nîmetine sâhip olup infakta bulunanlardır.
Mânevî anlamda terakkî etmek ve kulluğumuzu nitelikli bir kıvamda sürdürebilmek için ruhbanlığa ve inzivaya gerek yoktur. Dünyadan el-etek çekmek, halkla münasebetlerini tümüyle koparmak, dîni ve dindarlığı yanlış değerlendirmektir. Önemli olan hayatın içinde Allah ile beraber olabilecek bir gönle sahip olmaktır.
İsrafın maddî yönünden ziyâde mânevî yönü; insanı bitirir, tüketir. İnsan mânevî hayatındaki israf deliklerini kapattığında; gemisi, mârifetullah ve muhabbetullah okyanusunda yol alır. Aksi hâlde bu büyük ve şerefli yolculuk, daha başlamadan bitmiş olur.
Dünyayı âhirete tercih etmek, kalbî hassâsiyetleri dumura uğratır. Bu yüzden kul, günahlara, onların vebâlinin ağırlığını hissetmeden, kolayca meyleder. Günahların iç sıkıntısını duymak bir yana, onlar âdeta tatlı bir mûsikî gibi kendisine hoş gelmeye başlar. Zira insan, hâdisât ve vukuâtı, kalbinin durumuna göre idrâk eder.
Zuhruf, altın ve mücevher demektir. Muhtevasında bunlardan söz edilmesi ve Allah’ın insana sahip olduğu maddî değerlere göre değil, inanç ve davranışlarına göre kıymet verdiğinin anlatılması sebebiyle sûreye bu ad verilmiştir. İşte Zuhruf Sûresi'nden altın öğütler...
Bazı sufiler tarafından dile getirilen "Şeyh her şeyi bilir" ifadesi doğru mu?