İnsanın nefsi, şeytanın da saptırmasıyla helâllerden ziyâde haramlara heves eder. Yasaklar ve çirkinlikler ona daha güzel ve câzip gelir. Nefis; ibadetlerin, hayr u hasenâtın meşakkatine, zorluklarına ve bedeline katlanmaktan hoşlanmaz. Kolayına gelen ve hoşuna giden zevk, eğlence, menfaat gibi şeylere yönelir. İşte buna nefsin hevâ ve hevesi denir.
İnsanın adâletli davranmakta zorlandığı hususlardan biri düşmanları hakkında verdiği hükümleridir.
Her insan kendi devrindeki Peygamberin ümmetidir. Peki hak din tek olduğuna göre İlâhî dinler arasındaki benzerlikler nelerdir?
Dinin ferdî ve içtimâî pek çok faydası vardır. Peki dini inancın sağladığı faydalar nelerdir?
Dünyada bilimin açıklayamadığı sır, hala aklın çözemediği birçok hadise bulunuyor.
Varlıklara baktığımızda hepsinde kendine mahsus bir gâye, bir maksat ve bir fayda takip edildiği göze çarpmaktadır. Hiçbir şeyde abes, gâyesizlik, mânâsızlık ve israf sayılacak bir durum müşâhede edilmez. Hâlbuki ne madde âleminde, ne bitki ve hayvanlar âleminde ne de eşya ve hâdiselerde akıl ve idrak mevcut değildir.
Kişi neyi seviyorsa onu çokça yâd eder.
Kur’ân müttakîlere, Cenâb-ı Hakk’a yakınlaştıracak tefekkürü sevdirir, onları düşünmeye sevk eder ve bunu kolaylaştırır. İnsanın iç âlemini arındırır. Gönüller, Kur’ân’ın feyziyle dolduğu nisbette kemâl bulur.
Adâlet, İslâm’da o kadar ehemmiyetlidir ki, her hususta ona riâyet emredilmiştir. İnsanlar adâleti hâkim kıldıklarında, Allâh’ın râzı olduğu huzurlu ve rûhânî bir kulluk hayâtı yaşarlar. Adâlet ortadan kalktığında ise, dünya üzerinde hak, hukuk, insaf ve dengeden bahsetmek mümkün olmaz.
İslâm’ı doğru anlayıp hayatın her safhasına intikal ettirebilmek için, evvelâ bu dînin “muâmelât”ına dâir kâidelerini öğrenmek, fevkalâde önem arz etmektedir.