Bir söz vardır ki, her kim ölümü anında onu söylerse mutlaka amel defteri için bir nûr olur ve onun cesedi ile rûhu, ölüm anında o kelime sebebiyle ilâhî rızâya ve rahmete nâil olur.
Ashab-ı kiram, bir şey öğrenmek ümîdiyle Peygamber Efendimizin huzurunda nöbetleşe bulunurdu.
Hayatta huzûr ve sürûru sadece dünya malında aramak ne büyük gaflettir.
Sahâbeler, Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz’e öylesine bağlı ve itimat hâlinde idiler ki ilk bakışta akla zıt görünen hallerde bile tereddütsüz ittibâ ederler, tam mânâsıyla O’na teslim olurlardı.
Sahabelerden Abdullah bin Selâm (r.a) methedilmekten hoşlanmamış, ihtiyat ve tevâzu cihetini tercih etmiştir. Efendimiz (s.a.v)’in kendisine verdiği müjdeye güvenerek rehâvete kapılmamış, aksine sağlam bir irâde ile gayretini daha da artırmış, İslâm’ın sapasağlam kulpuna sıkıca sarılmış ve bu bağlılığını hiç zayıflatıp gevşetmemiştir.
Peygamber Efendimiz ve Halîfeler, İslâm dünyasının muhtelif merkezlerine pek çok âlim sahâbîyi hoca olarak gönderdi. Onlar insanlara Kur’ân’ı ve sünneti öğretiyorlardı.[1]
Peygamber Efendinizin en yakın dostu, kayınpederi, İslâm’ı kabul eden ilk erkek, Müslümanların ilk halifesi ve cennetle müjdelenen 10 sahâbeden biri olan Hz. Ebû Bekir’in yaptığı bazı duâları istifadenize sunuyoruz.
Dinî bilgilerin tebliğ ve öğretilmesinde bazı prensiplere riayet edilmesi, bir bakıma dinin esas muhtevası kadar önemli sayılmıştır, insanlar için bir şifa ve rahmet olduğu (Yunus, 10/57; îsrâ, 17/82;-Fussilet, 41/44) bildirilen bilgi, kaide ve değerler, anca bu esprinin ilham ettiği yollarla benimsetilmelidir.
Allah Rasûlü (s.a.v) kâinâta muallim ve terbiyeci olarak gönderilmiştir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v), hayatının her karesinde, tâlim edeceği bir hususu en uygun ve en güzel bir üslupla anlatmıştır. Onun hayatından örneklerle eğitim usûlü...
Kur’ân’ın cem edilmesine neden gerek duyuldu? Kur’ân ne zaman ve nasıl mushaf haline getirildi?