Dostlar, acı da olsa hakîkati söylemeye çalışır. Dostunun kalıcı bir zarar görmesindense geçici olarak kırılmasını tercih ederek, doğruları söylemekten vazgeçmez. Mevlânâ, başka beyitlerinde kendisine danışmak isteyen birine, yardımcı olamayacağını söyleyen bir kişinin dilinden bu hakîkati ifade ediyor.
Berire radıyallahu anha İslâm hukuku bakımından pek önemli sonuçların çıkmasına vesile olmuş bir bahtiyar hanım sahabi…
Kendini ilmen ve ahlâken sürekli geliştirmek demek, zâhirî ve bâtınî karakter, vakar ve şahsiyeti oluşturan vasıf, keyfiyet ve hasletleri devamlı olarak artırmak ve mükemmelleştirmek demektir. Zira, keyfiyetli nesil, ancak keyfiyetli mürebbîlerin, yani ilim ve ahlâk bakımından terbiye eden olgun şahsiyetlerin eseridir. Keyfiyetsiz ve vasıfsız kimselerin yetiştirdikleri ise, tabiî olarak yetersiz ve cılız kalır.
Suriye'de 2011 yılında başlayan savaşın ardından Esed zulmü ve her gün üzerilerine yağan bombalar yüzünden hem vatanlarından hem de yakınlarından olan aileler, Türkiye'nin kendilerine sunduğu imkanlar sayesinde acılarını bir nebze de olsa unutup, hayata sarılıyor.
İstanbul Müftülüğü ve TDV İstanbul Şubesi ortak yayını olan Din ve Hayat Dergisi’nin 28. Sayısı “Sıla-i Rahim” dosya konusu ile yayınlandı.
Kalp, ilâhî feyizlerle hâllenince, onda Hâlık’tan ötürü mahlûkâta hizmet arzusu doğar. Dostluğun merkezine Allah ve Rasûlü’nü yerleştirenler, bütün mahlûkât ile dost olurlar. Böyle bir hizmet erinin yüreği, genişleyerek bütün mahlûkâtı içine alan bir “ganî gönül” yani bütün mahlûkâtı kuşatan seyyar bir dergâh hâline gelir. “Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü…” anlayışıyla bütün mahlûkâta şefkat, merhamet ve muhabbetle yaklaşmaya başlar.
Peygamber ahlâkıyla yoğrulan sâlih mü’minler de, kalb-i selîme ulaşmış yüksek şahsiyetler oldukları için her hâllerinde Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in izini tâkip ederler.
Dostluk ve muhabbet, müştereklikten kaynaklanır. Gönlü cemâlî esmâ akışlarına mecrâ kılabilmek, Allâh’ın muhabbet ve dostluğuna vesîle olan en güzel müştereklik hâlidir. Bu bakımdan, Allâh’ı seven ve Oʼnunla dostluğu arzulayan bir mü’minin her hâl ve hareketi, O’nun cemâlî esmâ ve sıfatlarından izler taşımalıdır.
İnsan tek başına yaşayamaz. İlk birliktelik babamız Adem ve anamız Havva ile başlamış, dişili erkekli üreme neticesinde birlikteliğin çerçevesi genişlemiş ve genişlemeye de devam etmektedir. Özellikle ticari ve kültürel anlamda sınırların kalktığı günümüz dünyasında gelişen bu birlikteliğin oluşturduğu bir takım yeni durumlar ve sorumluluklar söz konusudur. Bu da bize insanların ne kadar birbirine muhtaç olduğunu gösteriyor.
Ramazân-ı Şerîf bizler için Hakk’a yakınlık ve dostluğun müstesnâ vesîle ve fırsatları üzerinde yoğunlaşma mevsimidir. Hayırlarda acele etmek kadar, mânevî kazanç fırsatlarını kaçırmama hususunda da uyanık ve basîretli hareket etmek îcâb eder.