Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hayâtı üzerine yemin etmiştir. Yüce ismini, O’nun ismiyle birlikte zikretmiş ve mü’min bir kul olmayı, O’nun nübüvvetine îman şartına bağlamıştır. Huzûrunda seslerin yükseltilmesine râzı olmamış, mübârek isminin sıradan bir isim gibi zikredilmesini istememiştir. Bütün bunlara ilâveten kendisinin ve meleklerinin, O’na çokça salâtü selâm ettiklerini bildirerek ümmet-i Muhammed’in de aynı şekilde O’na bol bol salât ü selâm getirmelerini fermân eylemiştir.
Din de "dil" ile anlaşılır, dil ile ifade edilir. Bütün semâvî suhuf ve kitaplar; insanlığa hak dîni, apaçık bir lisan ile beyan etmiştir. Bu sebeple dinin yaşanmasında dilin önemi büyüktür.
Dr. Murat Kaya hadis-i şerifler ışığında aksırmayı/hapşırmayı açıklıyor. Bugün toplumumuzda çokça yaygınlaşan hapşırana "Çok yaşa!" söylemi bakın nereden geliyor.
Hak din olan İslâm ise mükelleflerin sadece ibâdet hayatını tanzim etmez. Fertten aileye, aileden topluma, hususî hayattan sokağa ve meydanlara, yeme-içmeden iktisâda, hayatın her safhasında; mü’minin hayatını en güzel, en ideal ölçülerle düzenler. Mükelleflerin bütün fiilleri hakkında hüküm inşâ eder.
İslâmʼın hedeflediği “kâmil insan” olabilmek için dînî hayatı; madde ve mânâ bütünlüğü, zâhir ve bâtın derinliği, akıl ve kalp âhengi, şekil ve ruh beraberliği içinde kavrayıp, yaşamak îcâb eder. Gerçek tasavvuf, İslâmʼın zâhirine ilâveten, bâtın plânında da kavranıp yaşanması gayretinden ibarettir.
Yüreğinde dâvâsını dert edinen her dâvâ adamı, her fırsatı kendi ideali uğrunda değerlendirmesini bilir. Mazeret aranırsa, insan nefsi sayısız gerekçeler üretebilecek fıtratta yaratılmıştır. Önemli olan gönülde mazeretin olmamasıdır.
Dostluk; sevenin sevilende kendi husûsiyetlerini görmesinden kaynaklanır. Gerçek dostlar arasındaki muhabbet, fizikteki birleşik kaplar misâli, his ve fikirlerde aynîleşmeyi sağlar. Zîrâ gerçek dostluk, iki gönül arasındaki cereyan hattı gibidir. Bu cereyanla yâni muhabbet akışı ile dostların her hâli birbirine sirâyet eder.
Dinimiz, Rabbimizin bize yüklediği emirler, yasaklar ve tavsiyelerden oluşan görevlerimizdir. Birinci görevimiz, Allah (cc.)’ ı bilmek, sevmek, saymak ve kulluk etmektir. Gerisi hep onun içindedir. Ona kulluk ise İslam’ı öğrenmek ve yaşamaktır.
Prof. Dr. Orhan Çeker, Ramazan'da hangi hallerde oruç tutulmayacağını anlatıyor.
Bu başlık altında biz, “insanın Yüce Allah karşısındaki konumu nedir?” sorusuna cevap vermek niyetindeyiz. Cenâb-ı Hak bizi yanlış yazmaktan, okuyanları da yanlış anlamaktan muhafaza buyursun.