Ümmetin mes’ûliyetini yüklenmek husûsunda taşıdığı büyük emânet ve mes’ûliyet şuurunu aksettiren sayısız fazîlet manzaralarından birine örnek gösterilecek Ömer İbn Abdülaziz'in idareciliği, her liderde bulunması gereken asil bir duyguyu bize gösterir.
İnsan dünyaya kapıldı mı, artık nereye kadar gideceğini kestirmek mümkün olmaz. Bu nimetlerin elden çıkması da onları gerektiği gibi kullanamamakla ilgilidir. Zira Efendimiz, “Allah nasıl davranacağınıza bakacak” buyurmuş, bunların imtihan vesilesi olduklarını duyurmuştur.
Tâbiîn neslinin hadis âlimlerinden olan Abdullah bin Mübârek Hazretleri dostlarıyla birlikte çıktığı hac yolculuğuna, yolda karşılaştığı bir hadise üzerine son vererek geri döndü. Onu hac yolundan döndüren olay, hepimiz için ibretlik bir anlam taşıyor.
Haksız yere birine ağır bir söz söyleme ya da ceza verme durumu söz konusu olmuş ise de âmirelere ve büyüklere yakışan edeb, özür dileyebilmeleri ve helâllik isteyebilmeleridir. Bu, hiçbir zaman insanı küçültmez, aksine muhatabın gözünde ve gönlünde daha da büyütür.
İlim, hizmet ve dâvâ adamına yaraşan, müstağni durana değil gönül verip koşup gelene nimet gözüyle bakmak ve onunla yol yürümektir. Refikinin yaşı, istidadı, sosyal statüsü değil yüreği hesaba katılmalıdır.
Altınoluk Dergisi'nin 375'inci sayısı "İbn'ül Vakt Olmak" üst başlığında "Müslümanlık Yolculuğumuz Her An Diri Her An Şuurla" başlığıyla çıktı.
Ferdî ibâdetlerimizin şâhı, namazdır. İslâm’ın beş temelinden biridir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İslam dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Allâh’ın kulu ve Rasûlü olduğuna şahâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhârî, Îmân)
İnsanları küçük görmek; sözle olabileceği gibi, çeşitli hâl ve hareketlerle, kaş-göz işaretleriyle de olabilir. Cenâb-ı Hak bunu da şu ifadeyle yasaklamıştır: “İnsanları arkasından çekiştirip (gıybetini yapıp) kaş-göz işaretiyle alay eden herkesin vay hâline!” (el-Hümeze, 1)
Çocuklar, anne-babaya ihsân edilen ilâhî emânetlerdir. İslâm fıtratı üzere anne-babalarına teslim edilen çocukların saf ve berrak kalpleri, temiz bir toprak misâli işlenmeye hazır, ham bir cevherdir. İstikbalde onların diken veya gül, acı veya tatlı meyve vermesi, üzerlerine atılan tohumların keyfiyetine bağlıdır.
Mânevî eğitimde insanın rûhuna tesir maksadıyla başvurulan vâsıtaların başında “sohbet” gelir. Sohbeti tesirli kılansa, “ihlâs”tır. Kelimelere yüklenen mânâların kalplere nakşedilerek şahsiyet ve davranışları olgunlaştırması, ihlâs sayesinde gerçekleşir.