İnsanoğlu, îman anahtarı olan rûhânî tefekkürden uzaklaştıkça, kendisine bahşedilmiş olan nîmetleri, ilâhî bir lûtuf olarak değil de tabiî bir hakkı olarak görmeye başlar. Bu ise insanı, üzerindeki sayısız nîmetleri görebilme hususunda âdeta âmâ kılar.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, Hazreti Peygamberin hadislerini, sünnetlerini ve asr-ı saadeti dinleyiciye aktarmak için kurulan Risalet Radyo, 35 ilde yayın hayatına başladı.
Sâliha anne, ilâhî kudretin insanoğluna lutfettiği bir rahmet kucağıdır. Aile ocağındaki fertlerin taşkınlıklarını, bilhassa çocukların usandırıcı hırçınlıklarını eritecek fazîlet cevheri, anne yüreğidir. Fedâkâr ve sâliha bir anne, cidden engin bir sevgiye, derin bir saygıya ve ömürlük bir teşekküre lâyıktır.
Kanaatkâr olmak, Allah Teâlâ’nın verdikleriyle yetinmek güzel bir huydur. Açgözlülük insanı dünyada huzursuz ettiği gibi, onu haksızlığa yönelteceği için âhiretini de perişan eder. Açgözlülük derdinden kurtulmanın yegâne çaresi, önce bu dertten kurtarması için Allah’a yalvarmak ve açgözlülük sebebiyle yaptığı günahları bağışlaması için ona yönelmektir.
Unutmayalım ki hepimiz dünyaya bir defalığına geldik. Hayat imtihanımız bir sefere mahsus. Dünya hayatının tekrarı yok. Dünyevî imtihanlarda kaybedersek, tekrar telâfî imtihanına girebiliriz. Fakat hayat nîmetinin ne tekrarı var, ne de telâfîsi. Hayırlarda acele etmek kadar, mânevî kazanç fırsatlarını kaçırmama hususunda da uyanık ve basîretli hareket etmek îcâb eder. Aksi hâlde elden kaçan nîmetlere nedâmet fayda vermez.
Tasavvuf, dünyayı bir kenara bırakıp ruhbanlığa yönelmek değildir. Dinden ayrı bir din değildir. Dine ilave bir sistem de değildir. Tasavvuf, asr-ı saadette hâl olarak yaşanan bir tezkiye ve terbiye disiplinidir.
Kur’ân’a göre, Peygamber Efendimiz, diğer bütün peygamberler gibi, beşerî ihtiyaçları da olan bir insandı. Ancak O, Allah Teâlâ tarafından âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, kendisine itaat emredilmiş, en yüce ahlâk sahibi ve örnek bir insandı.
Dr. Adem Ergül bu yazıda, İslâm âlimlerimizin tespitlerinden yola çıkarak, varlık ve hâdiselere Müslümanca bir bakış çerçevesi sunmaya çalışıyor. Hem olması gerekene ve hem de olmaması gerekene kısa kısa dikkat çekiyor.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hayatının en önemli boyutu, ümmetin geleceği endişesi idi. O Efendiler Efendisi, onlarca, hattâ yüzlerce sahâbîsini bir mânâda ümmetin gelecek îmârını gerçekleştirmek için hazırlamıştı.
Asr-ı Saâdet’te Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve halîfeler, ticârî piyasayı kontrol altında tutmuş, haksız gelir elde etme yollarını kapatmışlardır.