Peygamber Efendimiz, ashâb-ı kirâma her türlü güzel edebi tâlim buyurmuştur. Dolayısıyla dînimizin, insan hayâtının her alanıyla alâkalı usûlleri ve edeb kâideleri mevcuttur. Bunların bâzısı farz, bâzısı sünnet, bâzısı da mübahtır. Hepsi de insanlık haysiyetini korumak, böylece dünyâ ve âhiret saâdetini temin etmek için tâyin ve tespit edilmiştir.
Âlimleri bekleyen en büyük tehlike, halkın itibarı karşısında şımarmak ve şöhret sevdalısı hâline dönüşmektir. Hatta bilerek ya da bilmeyerek ilahlaşma ve Rableşme temayüllerinin nefislerine sirayet etme ihtimalidir.
Mânevî yola talip olanlarda evvelâ; dürüstlük, tevâzû, engin gönül, mülâyemet, geçimlilik, ihlâs ve istikâmet aranır. İkinci olarak da; gayret, samîmiyet, fedakârlık aranır.
Varlıkların en şereflisi insandır. İnsan neden eşref-i mahlukattır? İnsana eşref-i mahlukat denmesinin sebebi nedir?
"Veren el, alan elden daha hayırlıdır." sözü İslam dininin takvadaki üstünlüğe işaret eder. Yardım etmeye, geçimini üstlendiğiniz kimselerden başlayarak çevrenizdekileri gözetmek, onlara iyiliklerde bulunmak her Müslümanın görevidir.
“Bereket, büyüklerle beraberliktedir” denilmiştir. İnsan, fıtıratı gereği her şeyi bilemez. Hayat, tek başına yaşanabilecek kadar kolay değildir. Yüce Yaratıcı varlığı birbirine muhtaç yaratmıştır.
Tarih boyunca zaman zaman zahirî ilim erbâbı ile gönül terbiyecileri olan irfân ehli arasında bazı konularda anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Ancak tasavvufî terbiyede kemâl noktasına ermiş gerçek ârifler ile ilmin hakikatine vâkıf olmuş hakiki âlimler arasında bir çekişme olmamıştır. Çekişme ve didişmeler çoğu kez kendini âlim zanneden câhillerle, kendini sûfî zanneden kaba softalar arasında olmuştur.
İslâm’ı ihsân kalitesinde yaşama disiplini diyebileceğimiz tasavvufî terbiyede “içinde yaşanılan ân”ın farkında olmak, büyük bir önem taşır. Bu irfân ocaklarının en büyük hedeflerinden birisi, hiç şüphesiz kişiyi gafletten, ihmâlden, ertelemekten, bilinçsiz ve şuursuz bir hayat anlayışından korumak ve basiret üzere diri bir kulluk kıvamına ulaştırmaktır. Yeni tabirle “farkındalık düzeyi yüksek” hassas bir kişilik kalitesi kazandırmaktır.
Dr. Adem Ergül, "Âriflerin İzinden Hikmetler başlığı ile Hz. Lokman" sohbetini sizler için derledik.
Allâh’ın murâdı, dünyanın tamamıyla harap olması, ehl-i dünyanın tamamen ehl-i âhiret olması değildir. Kıyâmete kadar halkın kiminin sâlih, kiminin fâsık, kiminin uyanık, kiminin gâfil olması, ilâhî hikmet gereğidir. Bu sebeple hakikatin hikmetine âşinâ olanlar, bu konuda sözün yularını çekerler.