MARİFET YOLUNUN MUHAFIZLARI

Tarih boyunca zaman zaman zahirî ilim erbâbı ile gönül terbiyecileri olan irfân ehli arasında bazı konularda anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Ancak tasavvufî terbiyede kemâl noktasına ermiş gerçek ârifler ile ilmin hakikatine vâkıf olmuş hakiki âlimler arasında bir çekişme olmamıştır. Çekişme ve didişmeler çoğu kez kendini âlim zanneden câhillerle, kendini sûfî zanneden kaba softalar arasında olmuştur.

Hâce Ubeydullah Taşkendî hazretleri anlatıyor:

“İsmail Ata hazretleri yolun başında iken halk kendisine sataşır, hakkında ileri geri konuşurlarmış. O ise onlara hiç aldırış etmez ve:

“Ben bunla­rı bilmem, aşını veririm, davulunu çalarım!” dermiş.

Yine İsmail Ata, Huzyan ka­sabasında iken oradaki mollalar kendisine sataşırlar, arkasından konuşa­rak kınarlarmış. O ise bunlar hakkında:

“Bu mollalar bizim sabunumuzdur. Ben kendilerini iyi tanırım” dermiş.”[1]

İSLAM'I KEMALİYLE YAŞAMA DİSİPLİNİ

Hakikatte tasavvuf, şer’î ilimler üzerine binâ edilen bir olgunlaşma ve İslâm’ı kemâliyle yaşama disiplininden ibarettir.

Bu alanlarda yapılan tartışmalarda, genellikle herkes kendi kafasında ya da hayalinde oluşturduğu anlayışa karşı çıkmaktadır. Etkin bir dinleme ve idrâk olmadan tartışmaya girmek daha baştan kaybetmek demektir.

Bir diğer mesele de, tartışma yapılan kimsenin, tartışılacak liyâkatte ve altyapıda olup olmadığına da dikkat etmek gerekir.

[1] Mevlânâ Ali bin Hüseyin, Reşahât, s. 50.

Kaynak: Adem Ergül, 365 Lider Davranış, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle